TR / EN / FR / RU / AR

B2C MD ETKEN MADDELER


ARBUTİN
Japonların keşfi, cilt lekeleri için %40 etkili madde: Arbutin! Bitkisel Arbutin deri hücrelerinin kalbinde “yeni bir hayat” anlamında rol oynayan güçlü ve özel bileşimdir, doğal bitkilerden elde edilir. Bitkisel leke giderici olarak da tanımlanan bitkisel arbutin, biolojik teknoloji ile kozmetikte ciltte renk açma özelliği en etkin maddedir. Cildin vazgeçilmez fonksiyonlarının optimum gelişimi için enerjinin (ATP) arttırılmasını destekler ve hücreler arası iletişim ağının doğru olarak yeniden kurulmasına yardımcı olur. Cilt lekelerinin gözle görülür şekilde azalmasında en önemli etkendir. Bitkisel arbutin neden elde ediliyor? Bitkisel arbutin ayı üzümünde yüksek oranda bulunur. Ayrıca buğday, armut kabuğu ve koca yemiş yapraklarında ve düşük miktarlarda da olsa kızılcık ve yaban mersini yapraklarında vardır.
Arbutin cilt üzerinde oluşmuş lekeleri yok eder. Plasenta maskelerinin içinde pigment yok edici ajanlar var. Hem cilt üzerindeki güneş lekelerini yok ediyor hem cildi sıkılaştırıp botoks etkisi sağlıyorlar. Aynı zamanda kırışıklıkları da yok ediyor. Anti-aging özelliği sağlıyor. Ayı üzümü, buğday ya da yaban mersini gibi bitkilerde bulunan arbutin maddesi cildinizdeki lekeleri açmayı vaat ediyor.
Doğanın olağanüstü yaşam gücünden etkilenen B2C MD Uzmanları doğadaki Arbutin ile son kozmetik teknolojisini bir araya getirmişlerdir. Cilt doğal rengini, ciltte melanosit hücrelerince sentezlenen “melanin” pigmenti sayesinde kazanır. Cildin ultraviyole ışınlarına maruz kalması, hormonal değişimler, doğum ve kullanılan bazı kimyasal ürünler melanin pigmentinin fazla sentezlenerek, leke oluşumuna sebebiyet verebilir. Cilde rengini veren doğal pigment olan melaninin fazlalığı, UV ışınlarına maruz kalma, hormonal değişiklikler ya da cilt travması eşit olmayan cilt tonuna ve kahverengi lekelere yol açar. Whitening & Hydrating Serisi ciltte meydana gelen koyu renkli lekelere karşı özel olarak geliştirilmiştir. B2C MD var olan hiperpigmentasyon görünümünü aydınlatma ve ileride oluşabilecek renk değişimini önleme yoluyla bu yaygın cilt sorununu hassas ve güvenli bir şekilde hedef alan çeşitli ürünler sunmaktadır. Whitening & Hydrating Serisiyle, B2C MD inovatif dokunuşlar sayesinde bu kategorideki ürünlere kıyasla cilt pigment dengesi sunarak cilt sağlığını korumayı amaçlar. Serinin tüm ürünlerinde bulunan B2C MD’ye özel formülasyon cilt hücrelerini ve DNA’sını korur.
>> Cilde nasıl etki eder?
Bitkisel arbutin, bitkisel plasentalı bir kombinasyonda daha da etkili oluyor. Bitkisel arbutin ciltteki fazla melanini renksiz maddeyle değiştirir ve yine bazı enzimlerle birleşip fazla tyrosin oksidasyonunu engeller. Yani güneş sebebi ile ciltte oluşan hasarı ve cilt yaralanmalarını (sivilce, leke vb), sonra epidermiste (üstderi) cilde rengini veren melanin miktarının artmasına bağlı oluşan cilt lekelerinin ilerlemesine engel olur.
>> Bu konuda yapılmış araştırmalar var mı?
Güneşli havada şemsiyesiz Japon göremezsiniz Dr. Ashok K. Chakraborty, Doç Dr. MARİ KOMOTO, Dr. Yoko Funasaka’nın Kobe Üniversitesi’nde yaptıkları araştırmada bitkisel Arbutin’in cilt lekelerini oluşturan melanin sentezini 5 günde %20 azalttığını buldu. Ayrıca yine Japonya’da gen klonlama ve beslenme üzerine uzman olan Ezaki Glico Biokimyasal araştırmalar Laboratuarı ve Osaka Prefecture Üniversitesi Tarım ve biyolojik Bilimler Enstitüsü, Uygulamalı Moleküler Biyoloji ve Uygulamalı Biyokimya Laboratuvarlarında yapılan bir araştırmaya göre de melanin sentezinin kontrol modele göre bitkisel arbutin ile %40 azaldığını saptadılar. Japonlar sadece elektronik değil, kozmetik alanında da uzmanlar.
DOĞRU - Kışın da güneş olduğu için cilt lekesi oluşabilir.
Yaz aylarında olduğu gibi kış aylarında da güneşin ultraviyole ışınları, ciltte melanin oluşumunu tetikleyebildiğinden her mevsim güneş koruyucu krem kullanmak cilt lekelerinin oluşumunu ve ilerlemesini engeller.
YANLIŞ - Cildiniz yağlandığında kurutmanız gerekir.
En önemli nokta cildinizi temiz tutmanızdır. Cildin yağ üretimi yaşamsal bir olaydır. Bu yüzden yağlı cildinizi kurutmak için günde iki seferden fazla yıkamak, sivilcelere diş macunu sürmek, limon sıkmak cilde zarar verir. Tüm leke giderici ürünler, melanin üretiminde temel yapı olan tirozinaz enzimini baskılamayı hedefler.
>> Bitkisel arbutin ise bu enziminin sentezini ve aktifleşmesini engeller. Bitkisel arbutin’in ciltteki lekeleri iyileştirme aşamaları nedir? Ne kadar sürede etki ediyor?
Cilt hücreleri 28 günde bir değişim ve yenilenme döngüsü geçirir. Tüm cilt bakım ürünlerinin etkileri 1 ay sonra dikkat çeker. Maksimum etkinlik ikinci ay görülür. Bitkisel arbutin cildin bu yenilenme sürecinde melanin üretiminde görev alan tirozinaz enzimini baskılayarak yeni gelen cildin daha lekesiz ve aydınlık olmasını sağlar. Japonlar ve Avrupalılar cilt beyazlığını asalet ve sağlık simgesi olarak görüyorlar.
Yaz aylarında olduğu gibi kış aylarında da güneşin ultraviyole ışınları, ciltte melanin oluşumunu tetikleyebildiğinden her mevsim güneş koruyucu krem kullanmak cilt lekelerinin oluşumunu ve ilerlemesini engeller. Cilt bakım ürünlerinin seçiminde bitkisel leke giderici (bitkisel arbutin, soya fasulyesi, meyan kökü ve yeşil çay) içermesine önem verilmelidir.

ARI ZEHRİ (BEE VENOM)
Eski çağlardan beri tıbbi anlamda yararlanılan arı ürünleri kimyasal birer mucizedir. Arı zehri,  bal arılarının daha büyük hayvanlarla mücadele edebilmesi için üretilen bir savunma silahıdır. Peki, arı zehrinin faydası nedir? Arı soktuğunda peptitlerce zengin zehrini bırakır, bu zehir ise dolaşımı arttırarak çok daha fazla kolajen üretilmesine, dolgunluk etkisine, ciltteki çizgilerin ve kırışıklıkların azaltılmasına yardımcıdır. Arı zehri bağışıklık sistemini takviye eden, kan dolaşımını artıran, anti-bakteriyel, antibiyotik, radyasyona karşı koruyucu, tansiyon düşürücü ve sıtma tedavisindeki başarılı etkileriyle tıpta ve ilaç sanayinde zaten kullanılıyordu.
Güney Koreli bilim adamları arı zehirinin kırışıklıkları yok ettiğini çalışmalarıyla kanıtladı. Arı zehirinin cilt üzerindeki etkisi Güney Kore Ulusal Bilim Akademisi’nde ortaya çıkarıldı.
>> Arı zehri ciltte nasıl etki yapar?
Arı zehrinin bilimsel adı: Apitoksin. Apitoksin'in yapısında "Melittin" adı verilen, içinde 26 değişik aminoasit içeren bir polipeptit vardır. Derinin alt tabakalarında hücrelerarası alışverişleri kolaylaştırır.
(Bu madde, hücrenin fosfolipidlerden oluşan zarını inanılmaz şekilde hareketlendirir. Arı soktuğunda duyduğumuz acı budur.)
Yılanların, arıların veya zehirli böceklerin zehirlerinin neredeyse tamamı Melittin'den oluşur. Arı zehrinin içindeki diğer peptitin adı: Apamin. Apaminin de iltihap önleyici etkisi var.
>> Zehrin içinde ne bulunur?
Proteinler, fosfolipidler ve emzimler vardır. Formik asit, malik asit, fosfat, magnezyum, bakır, kalsiyum, proteinler, uçucu yağlar, histamin, kolin, kükürt gibi maddeler içeren arı zehrinin, bazı deri sorunlarına gayet iyi onarıcı, iyileştirici etkileri vardır. Üstelik ısı düşüşlerine ve yükselmelerine karşı dirençli olduğundan, kozmetiklerde kullanımı çok rahat bir raf ömrü sunar.
Arı zehri tedavisi, apiterapi olarak da adlandırılır. Geleneksel Çin tıbbında uzun yıllardır yeri olmasına karşın, modern tıp tarihinde, 1928 yılında, arı zehri iğne olarak yapılmaya başlanmıştır. Zehir yaygın bir bal arısı türü olan A. Mellifera’dan elde edilir. Arı zehri, suda çözünen 18 farklı maddeden oluşur. Zehrin, %70’i sudur. Acı bir tadı vardır ve muz kokusuna benzer bir kokusu vardır. Bu ağırlık, oran olarak, bir arının ağırlığının 500’de biridir.
Arı zehri oda ısısında hızlıca kurur. Kuruyunca sakız kıvamında bir hal alır. Ama etkisini kaybetmez. Isıya dayanıklıdır ve 100 derecede, 10 gün kalsa bile etkisini kaybetmeden kalabilir. Yine soğuk ve dondurma da etkisini ortadan kaldırmaz. Gliserin içinde etkisini kaybetmeden saklanabilir. Buna karşın, alkol ve iyot ile çabucak zehrin etkisi ortadan kalkar.
Apamin, arı zehrinde bulunan bir maddedir ve sinir hücrelerinde, potasyum kanallarını kapatır. Bu bölge, MS’de yorgunluğu azaltmak için kullanılan 4AP (4-aminopyridine)’in etki ettiği yerdir. Bu durum MS hastalığı açısından gerçekten dikkat çekici ve ilginçtir.
Zehir değişik şekillerde elde edilir. Arının, alt kısmına (karın) baskı uygulanınca iğnesi çıkar ve ucundan beyaz zehir damla şeklinde dışarı çıkar. İnce kapiller tüplerle bu zehir toplanabilir. Herhangi bir emdirme kâğıdına da emdirilebilir (ve sonra normal serum fizyolojik ile yıkanıp elde edilebilir). Bu şekilde arılar tekrar tekrar, ölmeden kullanılabilir. 1 miligram saf arı zehri için 25.000 arıya gerek duyulur.
B2C MD Gold & Botox Serisi özündeki Arı Zehri ile birlikte Altın aktif elementlerin cilde derinlemesine nüfuzunu sağlamaktadır. Cilt yaşlanması içsel kronolojik yaşlanma ve dışsal çevresel yaşlanmadan kaynaklanan dejeneratif bir süreçtir. İç ve dış faktörler cildin ışıltı ve sıkılığının kaybolması, kırışıklıklar, gevşeklik ve pigmentasyon gibi yaşlanmanın görünür belirtilerinin oluşmasına neden olur. Yaşlanan cilt görünümünü önlemek ve düzeltmek için, Gold & Botox Serisi cilde nem kazandıran, nemi tutan, cildin kolajen üretimini arttıran Arı Zehri ve Altını bir arada sentezleyerek, Anti-Aging bakımlara inovatif çözümler ve etkileyici sonuçlar sunmayı hedeflemektedir. Gold & Botox Serisiyle, B2C MD çok kuru ve atopik hassas ciltler için de orijinal bir çözüm sunmaktadır. Gold & Botox Serisi nemin ve lipidin azalttığı ciltlerin hidrolipik tabakasını biyolojik ve kalıcı olarak yeniler. Cilt biyolojisiyle ilgili B2C MD Laboratuvarlarının araştırmaların sonucunda geliştirilen Gold & Botox Serisi ciltte doğal olarak bulunan elementlerden oluşur ve cilt dokusunun rejenerasyonunu sağlar.
Ancak arı zehri içeren cilt bakım ürünlerinin bazı ciltlerde alerjik olabileceğine dair doktorlar uyarıyor. Ürünün alerji testi yapmadan kullanılmaması tavsiye ediliyor.

SALYANGOZ MUKUSU (SNAIL)
Salyangozlar, dokularını tedavi edebilen ve kabukları kırıldığında yerine yenisini üretebilen canlılardır. Dokuların çok kısa sürede oluşmasını sağlayan güçlü, yenileyici etki, salyangozun doğal yollarla arkasında bıraktığı salgının temel özelliğidir.
Salyangoz sümüğü, Antik Yunan döneminden beri tedavi edici özellikleri olduğuna inanılan bir sıvı… O dönemde mide ülserinden tutun, öksürüğe kadar pek çok şeye iyi geldiği düşünülüyormuş. Bugünse güzellik ürünlerinde bulmak mümkün…
Salyangoz kabuğu çatladığı zaman kendi kendini yenileme özelliğine sahip olan tek canlıdır. Salyangozlar, kabukları kırıldığında tekrar kabuk çıkarabilmek için dokuları onaran sıvı salgılarlar. Salyangozun mukusa benzer salgısı yaşlanma belirtilerini azaltmaya yardımcı olan proteinler, glikolik asit, hyalüranik asit, Allantoin, enzimler ve peptidlerce zengindir. Salyangoz tarafından salgılanan mukuslarda cilt için faydalı olan kolajen, glikolik asit, antibiyotik ve cilt hücrelerini tazelemek ve iyileştirmek için gerekli olan diğer bileşikler vardır. Salyangoz mukusunun bu özelliği salgısında taşıdığı Allantoin’den gelmektedir. Allantoin salgısı içinde protein, vitamin ve kalsiyum barındırmaktadır. Karakafes bitkisinden elde edilen allantoin, tahriş olmuş, gergin cilt yapısını sakinleştirir, nemlendirir ve cildin yenilenmesine yardımcı olur. Salyangoz sıvısı hücresel faaliyetleri harekete geçirerek ciltte harika bir nemlenme sağlar, kolajen sentezi uyarımı ve cilt arındırıcı işlevi görür. Bu ve bileşiminde bulunan diğer maddelerle salyangoz sümüğü, cildin kolajen ve elastin üretimini hızlandırıyor (bunlar cildin kendini onarması için gereken maddeler). Ayrıca içerdiği antioksidan maddelerle cildin erken yaşlanmasını engelliyor.
Allantoin: Yara onarımını destekler, iyileştirici özelliğe sahiptir. Hücre yenilenmesini hızlandırır ve cilt yumuşatıcı etkisi vardır. Ayrıca antioksidandır ve cilde hasar veren ve yaşlanma sürecini hızlandıran serbest radikaller ile savaşır. Salyangoz kabuğu kırıldığı takdirde diyetinden elde ettiği kalsiyum ve
Allantoin sayesinde kabuğunu yenileyebilme özelliğine sahiptir.
Proteinler ve Vitaminler: Cildin yumuşamasına ve kalitesinin artmasına neden olur. Salyangoz bu maddeleri yedikleri sayesinde elde eder. Özel sebzeler örneğin havuç, lahana gibi. Sizde kendi sağlığınız için tüketimini artırabilirsiniz. Vitaminler antioksidan olarak işlev görürler ve cildi serbest radikallerden korur.
Doğal Antibiyotikler: Salyangozun sıvısındaki antibiyotikler ilaç derecesinde değildir. Fakat ciltte rastlanabilecek çeşitli bakterilere karşı etkilidir. Örneğin Escherichia Coli, Staphylococcus, Pseudomona, Aeruginosa ve Propionibacterium Acnes.
B2C MD Anti-Aging Snail Serisi azami tolerans sağlayan etken bileşenlerden ve uygun dokulardan oluşan lüks ve eşsiz kombinasyonlar sunar. Salyangoz mukusundan ilham alan bu seri gençlik genlerini aktive etmek üzere son teknoloji içerir. Yoğun formülü ile cildin kolajen üretimini arttırmak üzere kırışıklık görünümünü, cilt sarkmasını, renk tonu bozuklukları gibi yaşlanma belirtilerini azaltmaya yardımcıdır. Salyangozun, kabuğunun çatladığında kendi kendini yenileme özelliğinden etkilenerek; salyangozun mukusa benzer salgısının proteinler, glikolik asit, hylarünonik asit, Allantoin bakımından, ek olarak enzimler ile peptidlerce zengin yapısı Anti-Aging Snail Serisine hayat vermiştir. Anti-Aging Snail Serisi, Allantoin ekstresi bazlı dengeli kompozisyonu ve kıvamı ile derinlemesine bakım sağlar, hücresel faaliyetleri harekete geçirerek ciltte harika bir nemlendirme sağlar, cildin kolajen yapısını ve enzimlerini yaşlanmaya karşı harekete geçirir. Yüksek kaliteli cilt onarımı için epidermal ekonstrüksiyonun çeşitli aşamalarına eşlik etmek gerekir. Anti-Aging Snail Serisi, yüksek kaliteli epidermal onarımı garanti eder. Salyangoz içeriği ile B2C MD Laboratuvarları tarafından geliştirilen Anti-Aging Snail Serisi cildi korumayı ve ciltte son yıllarda oluşmuş yaşlanma belirtilerini onarmayı hedefler. Salyangozun doku onarıcı sıvı salgıları ile zenginleştirilmiş Anti-Aging Snail Serisi anti-aging bakımlara inovatif çözümler sunmaktadır.
Salyangoz doğal antibiyotik etkisi yaratan anti-mikrobik özellikli peptitler içerir. Bu küçük derecedeki proteinler vücutta bakterilere karşı ilk koruma mekanizmasının oluşmasını ve enfeksiyonların kontrolünü sağlar. Salyangoz sıvısında bulunan doğal antibiyotikler cildin yüzeyindeki ve gözeneklerdeki patojenleri yok eder ve bariyer oluşturarak çevresel etkilere karşı da koruma sağlamış olur. Bakteri ve virüs gibi Patojenler vücudun zayıf olduğu zamanlarda saldırır ve bağışıklık sisteminde reaksiyona sebep olur. Bu aktivite onarım ve iyileşme sürecini bozarak hücre zarlarının normal yayılma şekillerini etkiler. Buna ek olarak etkili bölge etrafında kızarıklık ve bazen de şişme gözlemlenir. Salyangoz sıvısı kan damarlarına doğru mikrobik yolu kapatarak bağışıklık sisteminin kendini onarabilmesini için ortam sağlamış olur aynen vücutta kırılan bir kemiğin kendini onarması gibi…

24 AYAR SAF ALTIN (24K GOLDEN)
Antik Çin, Hindistan, Roma ve Mısır’da “hayat iksiri” olarak kullanılan kollodial altınını ürünlerine taşıyan B2C MD ‘nin 24 ayar altın parçacıklarıyla desteklenen ürünleri, hücresel yenilenme sürecini hızlandırıyor. 24 ayar altın aynı zamanda dokuların kaybettiği elastikiyetin geri kazanılması, kolajen kaybının yavaşlatılması ve cilt sarkmasının önüne geçilmesinde de büyük rol oynuyor.
Cilt tarafından oldukça zor emilen saf altının zengin içeriği ve güçlü iyileştirici etkisi vardır. Altınla kombinlenen B2C MD özel ürünleri cildin bazal katmanına ulaşır, saf altını çözündürerek cilt dokusunun derinine kadar iletir. Saf altının, cilt bakımı esnasındaki etkinliğini, tamamlayıcı ürünlerin penetrasyonunu %75 oranında arttırarak uzun süreli kanıtlanmış sonuçlara ulaşır. Anti-aging faydanın katlanarak artması için kullanılan bu kompleks, cilt dokusu rejenerasyonunun ve revitalizasyonunun etkisini artırır. Cildin epidermal tabakasına taşınan saf altın ve zengin elementler, ciltte sağlıklı ve dayanıklı hücrelerin oluşumunu arttırarak, anında sıkılaşma etkisi yaratır. Kolajen kaybını ve elastin bozulmasını yavaşlatan altın kürü cildin sıkılaşmasına önemli bir katkı sağlar. İçeriğindeki maddeler yaşlanma belirtileri üzerinde ve tedavisinde muhteşem etkiye ve sonuca sahiptir. B2C MD Altın içerikli ürünleri, bileşimindeki 24 ayar altın parçacıklarıyla cilt bakımında çığır açarak, altının ışıltılı ve saf güzelliğini cilde taşır. 24 ayar altın, tedavi edici ve yeniden yapılandırıcı özelliğiyle cilt bakımında artık rahatlıkla kullanılıyor. Bu eşsiz kombinasyon saf altın bakımı ile anti-aging tedavisinde endikedir. Foto-yaşlanma ve buna bağlı cilt dejenerasyonunu düzeltmede başarılıdır. Altın içerisindeki mevcut iyonlar hücre, sinirler ve damarları geliştirir. Aynı zamanda kan dolaşımını da teşvik eder. Ayrıca deri hücrelerinin metabolizmasını hızlandırır ve ciltten zararlı maddelerin atılmasını kolaylaştırır. Hücreleri uyarmak ve sağlıklı bir cilde sahip olmak için altın kürü uygulanabilir. Cilt kuruluğu, erken yaşlanmaya yol açabilir. Altın kullanımı cilt kuruluğunu hafifletirken aynı zamanda cildin metabolizma hızını artırmaya yardımcı olur. Bu nedenle erken yaşlanma belirtilerini hafifletmek ve engellemek için de kullanılır. Kolajen doğal olarak vücut tarafından üretilir ve vücudu esnek tutar. Cildin daha pürüzsüz ve parlak görünmesini sağlar. Vücuttaki kolajen düzeyi 25 yaşından itibaren tükenmeye başlar. Bu da cilt üzerinde bazı değişikliklere neden olur. Altın maskesi ve diğer altın uygulamaları cildin kendini yenilemesine yardımcı olurken aynı zamanda oluşan kolajen tükenmesini de yavaşlatabilir. Güneş ışınları cilt sağlığı için son derece zararlıdır. Cildin yıpranmasına neden olurken aynı zamanda cildi kurutur. Melanin ya da deride siyah pigment üretimine neden olarak koyu ve tabakalaşmış bir cilt oluşur. Altın kullanımı cildin melanin üretimini artırır ve cildi güneş ışınlarının zararlı etkilerine karşı korur. Mısırlılar, altının bazı hastalıkların iyileşmesine yardımcı olan özellikleri olduğuna inanırlardır. Bu nedenle pek çok cilt sorununda altını kullandılar. Antioksidan özellikleri ile altın; akne ve diğer deri alerjilerini azaltmaya yardımcı olurken aynı zamanda kan dolaşımını artırır. Altın anti bakteriyel ve anti inflamasyon özellikleri ile hücrelerin yenilenmesine yardımcı olur. Aynı zamanda hücrelere oksijen gitmesine yardımcı olur. Altın kan dolaşımını geliştirmeye yardımcı olur. Dolayısıyla hidrat içeren altın cildin nem seviyesini korumaya da yardımcı olur. Altın küçük parçacıklar halinde cilt tarafından emilir. Cilde aydınlık verir. Daha taze ve sağlıklı görünmesini sağlar.
Yüzyıllardır değer kaybetmeksizin hayatımızda var olan, doğanın kusursuz elementi altın yeniden yapılandırıcı ve hücre yenileyici etkiler sağlamaktadır. Tarih boyunca lüksün simgesi olan, Antik Çağ’dan günümüze kadar kıymetini korumayı başaran 24 ayar saf altın B2C MD Soyulabilen (Peel Off) Yüz Maskesi Bakım Seti ile sizleri eşsiz bir bakım deneyimine davet ediyor. 24 ayar nanopartikül altın parçacıklarıyla, gözenekleri sıkılaştırarak yağlanmayı kontrol altına almayı ve elastikiyet kaybını düzelterek lifting etkisi oluşturmasını ve altının ışıltılı saf güzelliğini cildinizde hissetmemizi sağlıyor. İçinde 24 ayar altın tozları, vitaminler ve minareller bulunan Maske Bakımı, bir yandan hücrenin yenilenmesini hızlandırırken bir yandan da yoğun nem vererek cildi sıkılaştırıp çizgileri açıyor. Cildin matlığından kurtulmasında, nemin dengelenmesinde ve hücrelerin yenilenmesini hızlandırmasında kullanılan altının cildi iyileştirdiği, güçlendirdiği, cilde tazeliğini geri kazandırdığı, vücudun iyileşmeye ve yenilenmeye verdiği tepkiyi artırdığı gerçeği, 5000 yıl öncesine kadar dayanıyor. Cilde temas ettiğinde o bölgenin kan dolaşımını artıran altın, hücre yenilenme sürecini de artırarak gençleşmeyi başlatıyor. Hücrelerde bulunan iyonların, altının etkisiyle aktif hale geldiği ve yaşa bağlı olarak oluşan hücreler arası deformasyonlarda cildin yeniden yapılandırılmasına da yardımcı olduğu saptanmıştır.

1000 AYAR SAF GÜMÜŞ (SILVER)
Milattan önce (M.Ö) 3100 yıllarında Mısırlılar ve (M.Ö) 2500 yıllarında Çinliler ve Persler tarafından kullanıldığı belirtilen gümüş, ışığı çok iyi yansıtabilen bir özelliğe sahiptir. Kolloidal gümüş kuvvetli ve doğal bir antibiyotik ve enfeksiyonlara karşı etkili bir koruyucudur. Bir katalizör olarak, tek hücreli bakterilerin, virüslerin ve mantarların oksijen metabolizmaları için ihtiyaç duydukları enzimi çalışmaz hale getirir. Vücut kimyasına ve enzimlerine hiç bir zarar dokunmadan mikro organizmalar yok edilmiş olur. Gümüş iyonu günümüzde Avrupa ve Amerika’da birçok kozmetik ürünlerinde kullanılmaktadır. Gümüş iyonlu ürünler ciltte oluşan viral enfeksiyonlar yani sivilceler, mantar ve dış etkenlerden kaynaklı toksit maddelerin ciltten arındırılmasında oldukça faydalıdır.
Gümüşün antibiyotik özellikleri aslında çok eskiden beri bilinir. İnsanların gümüşü günlük hayatlarında, mutfak gereçleri, süs eşyası, saklama kabı olarak kullandıklarını biliyoruz.
Gümüşün faydaları Jül Sezar döneminden beri biliniyor. Romalılar, küçük gümüş parçacıklarını yanıkları, kesikleri ve yaraları tedavi etmek için; Grekler ise şarabı su ve şarap kaplarını bakterilerden temizlemek için kullanırlardı. Ayrıca Roma döneminde sadece gümüş kaplarda su taşıyan askerlere savaşa gitmeye izin verilirdi çünkü Romalılar gümüş kapların suyu temiz ve saf tuttuğunu biliyorlardı. 14’üncü yüzyılda Avrupa’nın merkezinde nüfusun yüzde 25’i vebadan ölmüştü, sadece çingeneler bu felaketten etkilenmemişlerdi. Çingenelerin tedavi amacıyla gümüşü küçük partiküllere ayırıp açık bir damardan vücuda verdikleri biliniyordu. Partiküller kan dolaşımı sayesinde bütün vücuda yayılıp bakteri ve virüsleri yok ediyordu. Bu partiküllerin gereğinden fazla olması nedeniyle çingenelerin çoğu argyria hastası* (*Argyria, vücuda aşırı miktarda gümüş alınması sonucu ciltte mavi-gri bir renklenmenin oluşmasıdır.) olmuşlardı. Doktorlar gümüşün faydalarını biliyorlar ve hastalarına eğer sağlıklı olmak istiyorlarsa gümüş tabaklarda ve gümüş çatal bıçak kaşık kullanarak yemek yemelerini tavsiye ediyorlardı. İnsanlar bebeklerine emmeleri için gümüş kaşık vermeye başladı. “Ağzında gümüş kaşıkla doğmak deyimi” buradan gelmiştir; çünkü bunu o zamanlarda zengin aileler yapabiliyordu ve zengin çocuğu olmak yani doğuştan kısmetli olmak manasına kullanılan deyim buradan türemiştir.
Dr. Henry Crookes, 1900’lerin başında gümüşü pek çok hastalığın tedavisinde kullanmıştır. Bilimsel çalışmaları sonucu bilinen hiçbir mikrobun kolloid gümüşe 6 dakikadan fazla dayanamayacağını söylemiştir. Dr J.Mark Hovel, British Medical Journal’de kolloid gümüşün virüslerin kontrolünde özellikle etkili olduğunu rapor etmiştir.
Gümüşün ilk antibiyotik madde olduğu düşünülmektedir. Tarihte gümüş metal yaprağı bir sargı bezi olarak kullanılmıştır. Bugün gümüş, neredeyse enfeksiyon kontrolünün kritik olduğu her yerde, bandajlardan yanık tedavisinde kullanılan ilaçlara kadar sağlık ürünlerinde çok geniş spektrumda anti-mikrobiyal özelliğinden dolayı kullanılmaktadır. Gümüş, 450 tür bakterinin DNA’sını bozarak yok edebilir. Sedef, şeker, mayasıl, kaşıntı, ayak kokusu gibi birçok rahatsızlığa da iyi gelir. Yeni hücrelerin çoğalmasını destekleyerek yaraların iyileşmesini hızlandırıyor.
20. yüzyıla geçerken bilim adamları vücuttaki en önemli sıvıların kolloidal olduğunu keşfetmişti. Burada kolloidal kelimesinin anlamını açıklamada fayda var. Bir maddenin kendisi için çözücü olmayan bir ortamda 10 üzeri -5 ve 10 üzeri -7 cm boyutlarında dağılmasıyla oluşan çözeltiye kolloidal çözelti denir. Vücudumuzda bulunan en önemli sıvılardan biri olan hücrelere besin ve oksijen taşıyan kan, kollidal yapıdadır.
Faydalı enzimleri de öldüren kimyasal antibiyotiklerin aksine, kolloidal gümüş insan vücudundaki faydalı enzimlere bir zarar vermeden sadece tek hücreli mikro organizmaların enzimlerini yok eder. Kolloidal gümüş insanlar, bitkiler ve bütün çok hücreli canlılar için güvenlidir.
Gümüş iyonu ciltte hem derinlemesine temizlik ve dezenfektasyon sağlar, bunu sağlarken ciltte melanin pigmentinin düzenli bir şekilde salgılanmasına destek olurken, gerek ciltte leke oluşumunu engellemede gerekse oluşmuş lekelerin giderilmesinde bir hayli etkilidir. Aynı zamanda Gümüş mikro partikülleri bulunan B2C MD Soyulabilen (Peel Off) Yüz Maskesi Bakım Seti, cilde detoks desteği sağlar.

EKSTRA NEM
Su mucizesi cildinize de hayat verir. Yatıştırıcı doğası ile B2C MD Kolajen Maskelerinde kullanılan “nem” en hassas ciltler için idealdir. Özenle seçilmiş, aktif yenilikçi içeriklerle birlikte eşsiz bir cilt bakım kombini oluşturan maske, cildin en üst düzeyde rahatlığı için geliştirilmiş ürün dokusu ile tasarlanmıştır. Mükemmel derecede nemlenmiş, aydınlanmış, sağlıklı bir cilt için…
B2C MD Ekstra Nem Kolajen Maske cildin tüm katmanlarına derinlemesine nüfuz ederek cildin eksikliklerini gidermek için adeta savaşır. Bu yeni ve özel seri güneş ve benzeri faktörlerle ortaya çıkan ciltteki renk kaybını önleyen bileşenlere sahiptir. Yoğun içerikli yüksek seviyede sakinleştirici etkisi olan Kolajen Maske her cilt tipi için uygundur. Ekstra Nem Kolajen Maske Beta Glucan kolajen dokuyu destekler, güneşin UV ışınlarına karşı koruma sağlar. İçeriğindeki Aloe Vera cildi nemlendirirken, Squalan ise bu nemi cilde hapseder. Ciltte maksimum seviyede koruma tabakası oluşturur. Böylece yaşlanmayla beraber oluşan ince çizgi ve kırışıklıkların görünümü en aza indirgenip, cildin elastikiyet kaybı önlenir.

HYALÜRONİK ASİT (HYALURONATE)
Bu küçük molekül cildi dolgun tutmaya yararken dünyanın en iyi nem tutucusu olma özelliğine sahiptir. Bu da cilt için mükemmel bir nemlendirici demektir. Ayrıca cilt bakımında kullanılan diğer aktif içeriklerle uyumlu olarak çalışır. Üstelik bu her yaş ve cilt tipi için geçerlidir. Yani herkes onu kullandığında nemli bir cilde kavuşur.
Hyalüronik asit, vücudun her dokusunda bulunur ve belirli hayati aktiviteleri gerçekleştirmekten sorumludur. Hyalüronik asitin önemli faydalarından bazıları eklem ağrılarının tedavisi, cilt yaşlanmasını azaltması ve bağışıklık sistemini güçlendirmesidir.
Ayrıca hiyalüronan veya hiyalüronat biçiminde de ifade edilen hyalüronik asit, kimyasal olarak dallanmamış uzun polisakaritler içeren bir glikozaminoglikan (GAG) ‘dır. İnsan vücudunda belirli doku tiplerinde bulunur. Bunlar epitelyal, konnektif ve sinirsel dokulardır. Bunların dışında daha yüksek miktarlarda yumuşak dokularda ve gözün vitröz sıvısında bulunur. Hyalüronik asit vücuda pek çok şekilde fayda sağlar. Bağ dokusu bozuklukları olan hastaların büyük bir çoğunluğunda bu asidin yapısında anormallikler teşhis edilir. Bu asidin eksikliği yüzde kırışıklıklara neden olur, aynı zamanda deri esnekliğinin kaybına da neden olabilir.
B2C MD Hyaluronate Kolajen Maske cildinize doğrudan bir besin desteği sağlar. Kullandıktan sonra yüzünüzü yıkamadan dışarı çıkmanıza olanak tanır. Diğer maskelere nazaran, cildinize çok iyi yapışan dermal kolajen maskenin etkisini ilk kullanımdan hemen sonra görebilirsiniz. İçeriğinde kolajenin cildin alt katmanlarına ulaşmasını sağlayan hyalüronik asit bulunmaktadır. Cildinizde bir nem tabakası oluştururken aynı zamanda kurumuş cildinizi besleyerek gün boyu yumuşak kalmasını sağlar. Hücreler arası iletişimin doğru aktarımını sağlayarak, derideki enerjinin arttırılmasına destek verir.
Hyalüronik Asidin Faydaları Nelerdir?
-Cildinizin genç ve kırışıksız kalmasına yardımcı olur.
-Su tutma ve cildi nemlendirme özelliği en önemli özelliğidir. Bu nedenle hyalüronik asit nemlendirici kremlerde kullanılmaktadır.
-Cilt pürüzsüz ve esnek tutmaya yardımcı olur.
-Hyalüronik asit akne izlerini önlemek için de yararlıdır.
-Dokuların tamir edilmesi ve elastikiyetinin korunması hyalüronik asidin faydalarından biridir. Bu özelliği sayesinde cildin yaşlanmasını önlemektedir.
-Kolajen liflerinin oluşumu ve bakımına yardımcı olur. Kolajenin azalması cildin elastikiyetini kaybetmesine sebep olur.
-Aynı zamanda cilt iltihabı ve tahrişi ile savaşmaya yardımcı olur.
-Yaşlandıkça hücre mitoz hızı azalır, böylece hücresel yenilenme ve onarım süreci yavaşlar. Hyalüronik asit varlığı durumunu tersine çevirmede yardımcı olur. Pek çok kişi ciltteki hiyalüronan miktarını artırmak için, bazı jeller ve serumlar kullanmaktadır. Ancak bu jellerin dermise ulaşmak için çok düşük bir şansları vardır. Hyalüronik asit içeren cilt kremleri ancak dermise ulaştıklarında etkilidir. Benzer şekilde, hyalüronik asit enjeksiyonları sadece enjekte edildikleri alana etki etmektedir ve genel görünümü düzeltmezler.
Hyalüronik asit (C14H20NNa11), uzun zincirli bir polisakkarittir. Bu asit, insan vücudunda bir yapıtaşı olarak, her türlü dokuda (epitelyumdan sinir dokusuna kadar) ve eklem sıvısında bulunan mucizevî bir moleküldür. Gözün camsı sıvısı, kıkırdak, eklem sıvısı, alt deri (dermis), üst deri (epidermis) ve göbek kordonu gibi vücutta farklı bölgelerde bulunur. Yüksek molekül ağırlıklı ve negatif yüklü oluşu ona viskoelastik bir özellik kazandırır. Tabiî ve sentetik polimerlerden daha fazla (kendi hacminden bin kat fazla) su tutar.
Hyalüronik asit, dokuların hidratasyonu (kimyevî reaksiyon sonucu su ile birleşmesi) ve nemlenmesinde, dokulardan madde geçişinde, hücrelerin hareketinde, farklılaşmasında ve bölünmesinde, eklem kayganlığının sağlanmasında, kan akımıyla yaşayan cilt hücrelerine temel besinlerin taşınmasında vazife görür. Bu yüzden ortopedi, romatoloji, oftalmoloji, dermatoloji ve kozmetolojide kullanılmaktadır. Mekanik ve kimyevî zararlara karşı cildi yumuşatıcı bir rol oynar. Vücudun ürettiği hyalüronik asidin % 50'si üst deride bulunur ve kandaki yarılanma ömrü çok kısa (2,5-5,5 dk.) olduğu için kısa sürede vücuttan atılır.
Cildin kolajen yapısının bozulmasının ana sebebi, kolajeni destekleyen hyalüronik asit stokunun azalmasıdır. Yaşlanmaya bağlı olarak çeşitli faktörlerle üst derideki hyalüronik asit seviyesi düşer ve neticede cilt yaşlanır, incelir; cildin nemi azalır, esneklik ve gerginliği kaybolur. Hyalüronik asitli kremler deriye uygulandığında derinin nem oranı artar; deri üzerinde ince bir film tabakası oluşur ve deri yumuşar; cildin esnekliği ve yeniden yapılanması sağlanır. Kullanımı Amerikan Millî İlaç Ajansı (FDA) tarafından 2003'te onaylanmıştır.

ARJİNİN (ARGININE)
Arginine bir α-aminoasittir. L-arginin, doğada bulunan proteinlerin yapısını oluşturan 20 aminoasitten biridir. Memeli hayvanlarda, arginin temel aminoasitlerden biri olarak kabul edilmektedir. Organizmanın gelişim safhasına ve sağlık durumuna göre dışarıdan beslenme yoluyla temin edilmesi kaçınılmaz olabilmektedir. Diğer birçok aminoasitte olduğu gibi bu aminoasitinde hem L- hem de D- isomeri vardır. Aber aktiv olan diğer bir değişle doğada var olan isomeri L- Arjinin’dir. Bu yazıda ya da bilimsel makalelerde Arjinin L- ya da D olarak hiç bir ön ek almayarak sadece Arjinin diye bahsedilmişse, burada bahsi geçen L- Arjinin’dir.
Arginine (diğer adları arginin, l arginin, l arginine) son yıllarda özellikle kaslarını geliştirmek ve kas kütlesini artırmak isteyenler arasında besin desteği olarak popülerlik kazansa da bu aminoasidin keşfi (izole edilmesi) 1886 yılına dayanır. Süt ürünleri ve kırmızı et başta olmak üzere pek çok gıdada doğal olarak bulunan arginine vücudumuz tarafından yaraların iyileştirilmesinden hücre üretimine, kalp sağlığının korunmasından hormonların salgılanmasına kadar pek çok alanda kullanılan önemli bir bileşendir.
Arginine, esansiyel (gerekli) aminoasitler olan ve vücut tarafından sentezlenmediği için gıdalar yoluyla veya besin takviyesi şeklinde alınması gereken 9 aminoasitten (fenilalanin, valin, treonin, triptofan , metiyonin, lösin, izolösin, lisin ve histidin) farklı olarak “şartlı gerekli” amino asitler arasında yer alır. Yani herhangi bir sağlık sorunu bulunmayan kişilerin arginine bakımından zengin bir beslenme programı uygulamasına veya arginine takviyesi kullanmasına gerek yoktur çünkü vücudumuz bu bileşeni üretebilecek kapasiteye sahiptir.
B2C MD klinik yaklaşımlara bağlı kalarak güzellik konseptine son bilimsel yenilikleri yakından takip etmektedir. Ciltte yeniden yapılanma sürecinin başlamasını sağlayan ürünleri cildi besleyen tedavilerin temelini oluşturmaktadır. B2C MD ürünleri, uzman araştırma ünitelerinde özel formüllerle geliştirilen cilt bakım ürünlerini gelişmiş Ar-Ge Laboratuvarlarında hazırlamaktadır. B2C MD markasının tüm hedefi, sizlere cilt sağlığınız konusunda yeni bir seviyeye doğru rehberlik edebilmek yönündedir.

TİTANYUM DİOKSİT (TITANIUM DIOXIDE)
Titanyum dioksit, oksijenle tepkimeye girmiş titanyum elementidir. Bu bileşiğin en önemli kullanım alanı güneş pilleridir. Nano teknolojik boyalar özelliğini titanyum dioksitten almaktadır. UVA ve UVB ışınlarını önler. Ayrıca değerli bir madendir.
Titanyum dioksit, titanyum oksitinden elde edilen ve doğada bulunan bir mineral. Bu tür oksitler çıkarıldıktan sonra işlemden geçirilip saflaştırıldıktan sonra ürünlerde kullanılıyor. Titanyum dioksit yapı olarak beyaz ve tebeşirimsi bir görüntüye sahiptir.
>> Neden kozmetik ürünlerinde kullanılıyor?
>> Titanyum dioksitin ışığı emici, yansıtıcı ve dağıtıcı özelliğinden dolayı ürünleri UV’den koruyabilir. Güneş koruma ürünlerinin içine derimizi UV ışınlarından koruma amacıyla yüksek miktarda kullanılır.
Her insanın kendine özgü doğası vardır. Cildiniz kendi karakteristik özelliklere sahiptir. Uzun süre formda kalabilmesi için cildiniz, özelliklerine ve ihtiyaçlarına uygun bir bakım gerektirir. Cildin bütünlüğünü korumak için dengelemek ve hazırlamak esastır. B2C MD Laboratuvarları biyolojik teknoloji ile yüksek konsantrasyonda üretilen Profesyonel & Medikal kozmetik ürünleri ile maksimum etki sağlamayı hedefler. 

MARİN KOLAJEN (MARINE COLLAGEN)
Kolajen yeni bir bulgu değil; insanlarda en sık olarak bulunan bir protein ve cilt, tendon, kemik, kıkırdak ve diğer tüm bağ dokuları için önemli bir yapı taşıdır. Cilt, saç, tırnak, kas ve kemikleri korumak için hayati önem taşımaktadır. Doğal kolajen üretimini 20’li yaşlarda vücudumuz sağlar ancak yıllar geçtikçe yaşlanma ile bu üretim süreci yavaşlar. Yaşlanma olarak tanımlanan ince çizgilerin ve kırışıklıkların görünürlüğü, seyrek saçlar ve kırılgan tırnaklar ile kas dokusu kayıpları yanı sıra güneş hasarına uğramış ciltler, dengesiz beslenme ve serbest radikaller nedeniyle yıpranmış ciltlerde kolajen desteği ihtiyacı doğar. Saf deniz kolajeni ile vücudun, cildin doğal kolajen ihtiyacını karşılamak mümkündür.
Marin kolajen denilen somon vb. tuzlu su balıkları derisinden elde edilen fibröz proteindir. Balık derisindeki enzimatik hidroliz ile optimal emilim ve kullanım için aminoasitler ile bileşen oluşturur. Son yıllarda, klinik çalışmalar bu kolajenin cilt ve vücut sağlığına tıbbi özellikte fayda sağladığına dair bulgular elde etmişlerdir.
Okyanuslarda eşsiz aminoasitler ve mineraller bakımından zengin olan marin kolajen cildin, yaşlanmaya karşı kendini savunmasına ve genç görünümün uzun yıllar devam etmesine olanak tanır. Marin kolajen protein yapı blokları ile uyum sağlayarak cilt elastikiyetini ve cildin gençliğini korur.
Marin kolajen, yaşlanma süreci ve önlenmesi ile ilgili, UV ışınlarına maruz kalmış hasarlı ciltler ve nemini kaybetmiş kuru ciltler yanı sıra hasar gibi çevresel faktörlerin sebep olduğu cilt hasarlarını onarmak için cilt bakım ürünlerinde kullanılmaktadır; yüksek antioksidan özelliğe sahiptir.
B2C MD Kolajen Maskeleri yüksek sonuçlu etkisini bilimden alır ve cilt üzerinde üst düzey etki sağlar. Bu alanda yaptığımız yeniliklerin odak noktasında marin kolajen içeriği bulunmaktadır. Marin kolajen içerikli bakım ürünleri, cildin destekleyici matris yapısını güçlendirmeye ve düzgünleştirmeye yardım etmek üzere formüle edilmiştir.

PEMBE YOSUN (PINK SEAWEEDS - ALGAE)
Bazı kırmızı deniz yosunlarının sert hücre duvarları mercanları benzerler. Bu yosunlar aynı zamanda gelgit kayaların üzerinde pembe kabuklar oluştururlar. Son yıllarda bilim adamları pembe deniz yosunlarına yerleşen bazı kabuklu deniz ürünleri, yengeçler ve kerevit larvaları olduğunu keşfettiler. Pembe kabuk oluşturan bu yosunların kabukları kozmetik kimyasında da kullanılır hale gelmiştir.
Değerli pembe yosun ekstreleri cildin destekleyici matris yapısını güçlendirmeye ve düzgünleştirmeye yardım etmek üzere B2C MD Laboratuvarlarında özel olarak formüle edilir. Cilt yüzeyindeki hücrelerin spesifik hasarını tespit edip onarmak için özel olarak geliştirilmiştir. Eşsiz yosun dokulu güçlü formül uygulandığı anda olgun ciltlerin nem bariyerini güçlendirmeye yardım eder. Spesifik yaşlanma belirtilerinin görünümündeki düzgünleşme belirgin şekilde fark edilir. İnce çizgiler ve koyu lekeleri azaltır; cildin görünümünü gözle görülür şekilde pürüzsüzleştirir. Algae destekleyici bileşen içeriğiyle çift güçle kırışıklarla mücadele eder. Yüzeydeki cilt hücrelerinin yenilenme kabiliyetini artırmaya yardım eden değerli bir yosun türüdür.

SPİRULİNA YOSUNU (SPIRULINA)
Bilimsel çevrelerce son yıllarda keşfedilen en şifalı bitkilerden biri olarak kabul edilen spirulina yosun türüdür. İçeriğindeki besin miktarının çok çeşitli olması ve protein, vitamin, mineral açısından zengin olması, üretimini ve tüketimini sürekli artırmaktadır. Spirulinanın bu kadar faydalı bir bitki olmasının nedeni içeriğindeki vitaminlerin, minerallerin, proteinin kendiliğinden içinde olması, dışarıdan ilave dilmemiş olması nedeniyle vücutta emilim miktarının %90lara kadar varmasından kaynaklamaktadır. Spirulina hücre yenilenmesi ve çoğalma sürecini destekleyicidir. Antioksidan özelliği sayesinde vücutta biriken toksinlerin (serbest radika denen zararlı maddeler) atılmasına yardımcıdır.

BETA GLUKAN (β-GLUCAN)
Beta-glukan "Saccharomyces cerevisie" adlı maya mantarının hücre duvarından ekstrakte edilen, polisakkarit lif yapısında, mikrobik hastalıklara ve kansere karşı bağışıklık sistemini uyararak güçlendiren bir biyolojik yanıt düzenleyicidir. 1960 yılında ABD'de Tulane Üniversitesinde Prof. Dr. Nicolas Di Luzio tarafından ilk kez beta-glukan tanımlanmış ve bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri gösterilmiştir. Sonraki yıllarda beta-glukanın bağışıklık sistemi üzerindeki uyarıcı etkileri Harvard, Tulane, Lousville, Ottavwa, Tromso gibi pek çok tanınmış üniversitede yapılan çok sayıda çalışma ile gösterilmiştir.
β-glukanlar (beta-glukanlar) β-glikozidik bağlarla birbirine bağlanmış D-glukoz monomerlerinden oluşan polisakkaritlerdir. β-glukanlar, moleküler kütleleri, çözünürlükleri, viskoziteleri ve üç boyutlu şekilleri bakımından büyük çeşitlilik gösterirler. En yaygın olarak bitkilerde selüloz, tahıl tohumlarında kepek, ekmek mayasının hücre duvarı, bazı fungus, mantar ve bakterilerde bulunur. Bazı beta-glukan türleri insan beslenmesi için faydalıdır, suda çözünür lif katkısı olarak ve kıvamlandırıcı olarak kullanılırlar. Beta-glukan’ın klinik olarak etkili olduğuna dair güncel 7500-8000 çalışmada insan vücuduna bir toksik etkisi olmadığı görülmüştür. Beta-glukan, bağışıklık sisteminin gücünü hücresel düzeyde artırmaktadır. Beta-glukan cildin iç ve dış sebeplerden dolayı yıpranması, kuruması ve nem düzeyinin azalmasına karşı kullanılır. Vücudumuzun hyalüronik asit üretim seviyesinin azalması ile oluşan yüz-vücut kuruluklarının engellenmesinde ve giderilmesinde yardımcı olur. Beta-glukan, cilt nem dengesini düzenler ve cildi yumuşatır.
Cildin savunma mekanizmasını harekete geçirir.
Cildi, biyolojik ve foto-yaşlanmaya karşı korur.
Cildi, UVA ışınlarının neden olduğu oksitlenme stresinden korur.
Hücre yenilenme hızını anlamlı ölçüde artırır. (1 ayda %85 oranında)
Contact Dermatitis (temas alerjisi) belirtilerini azaltır.
Cildi nemlendirir, elastikiyetini ve sıkılığını artırır.
Hassas cildi yatıştırır.
Çok iyi bir antioksidandır.

MALİK ASİT (MALIC ACID)
Bir tür meyve asidi olan malik asit, çoğu sebzede ve meyvede doğal şekilde bulunan organik bir bileşiktir. Elma, malik asit açısından oldukça zengin bir meyvedir. Bu organik bileşik hücre metabolizmasının önemli bileşenlerindendir. Hücre metabolizmasında önemli bir yeri olan malik asit, bedenin ATP elde etmesine yardımcı olmaktadır. Ciltte kırışıklık ve ince çizgileri soldurarak yaşlanma belirtilerini azaltmaya yardımcı olur ve cildin genç ve sağlıklı görülmesini sağlar.

LAKTİK ASİT (LACTIC ACID)
Laktik Asit, alfa-hidroksi asitler grubundan (AHA), bazı besinlerin yapısında bulunan doğal organik asit türüdür. Kimyasal adı 2-hidroksipropanoyik asit olan laktik asit, hem alkol, hem de asit özelliği gösterir. Laktik asit aynı zamanda, her insanın vücudunda oluşan tabii bir organik bileşiktir, kas, kan ve vücudun değişik organlarında bulunmakla beraber Ayrıca birçok bitkide de bulunmaktadır. Cildin temel epidermik yapısını geliştirir, elastin ve yeni kolajen fiberlerinin oluşumunu uyarır. Cilde parlaklık verir ve cilt rengini düzenler. Laktik asit, yüzeysel etkisi ile deri kalınlığını, deri sıkılığını ve nemini artırmaktadır.

MEYVE ASİDİ / ALFA HİDROKSİ ASİTLERİ – AHA (ALPHA HIDROXY ACID)
Cildimizi bir ağ gibi saran ter bezleri, sebum hücreleri, yaş faktörü ve harici koşullar (yaşadığımız bölgenin iklim tipi, rakımı, beslenme alışkanlığımız, kullandığımız ilaç geçmişi vb.), cilt tipimizin belirlenmesinde rol oynayan faktörlere en belirgin örneklerdir. Cilt tipiniz ister yağlı isterse de kuru olsun, deri hücrelerinde  yaşa bağlı olarak kendini yenileme hızının yavaşladığı görülür. Bu yaşlanmanın başladığı kaçınılmaz bir süreçtir. Epidermisin altında başlayan hücrenin yolculuğu, gençlerde 28 – 30 gün sonra, ölü hücre olarak cildin yüzeyinde birikmesiyle son bulur. Bu süreç 40’lı yaşlarda 45 – 50 güne çıkar. 
Dermise pürüzsüz ve ışıldayan bir görünüm veren canlı hücrelere ulaşmak için, ölü hücrelerden kurtulmak gerekir. Bu sayede cilt, dış etkenlere karşı dayanıklı, ışığı ve nemi Stratum Corneum’un (cildin en üst tabakası – Epidermis tabakanın üstü ) derinliklerine ulaştırabilen bir hal alır. Bunun için bilinen en etkili yöntem soyma işlemidir. Güzellik salonlarında kullanılan ”peeling” kelimesi de sanırım size yabancı gelmeyecektir. Soyma (exfoliation ya da peeling) işlemi, kurumuş ve işlevini yitirmiş ölü deriyi temizlerken, alttan gelen canlı hücre üretimini de hızlandırır. Bu yöntem için sonuçlarını hemen görebileceğiniz, alternatifi olmayan zamansız bir yöntem diyebiliriz.
Hidroksi asitler meyve asitleridir ve meyvelerde bulunurlar. Amerika Birleşik Devletlerinde 1980'li yıllarda Alfa Hidroksi asitler, (AHA) üzerinde ilk çalışmalar başlatılmış, 1990'lı yıllarda ise, alfa hidroksi asitler kozmetikte ticari olarak kullanılmaya başlanmıştır. Hidroksi Asitler; Alfa Hidroksi Asitler (AHA), Beta Hidroksi Asitler (BHA) ve Poli Hidroksi Asitler (PHA) olarak üç çeşittir.
Alfa hidroksi asitler, bileşimlerinde (OH) içeren organik asitlerdir. Glikolik asit şeker kamışından, Laktik asit ekşi yoğurttan, mandelik asit acı bademden, Malik asit elmadan, Tartarik asit şaraptan, Sitrik asit limon veya ıhlamurdan elde edilir. Bunların en küçük moleküllü olanı Glikolik asittir ve cilt ürünlerinde de en çok glikolik asit kullanılır. Cildin bu asidi absorbe etmesi kolaydır. AHA ürünlerinin etki yoğunluğu, saf, nötralize edilmemiş glikolik asit miktarına bağlıdır. pH değeri 3,5 olursa, ürün etkili olur. İdeal olan pH değeri ise 2,5'tur.
AHA’ler yüksek konsantrasyonlarda uygulandıklarında ciltte derin soyulmalara neden olurlar. Ayrıca fibroblast (bağ dokular) ve keratinositleri uyarıcı özellik gösterdiği ve kollajen sentezini arttırdığı düşünülmektedir. AHA’ler özellikle ultraviole (UV) ışınlarına bağlı oluşan foto yaşlanma gibi durumlarda yüksek konsantrasyonda uygulandıklarında dermal mukopolisakkarid ve kollajen sentezinde artışa neden olurlar ve epidermal atrofinin engellenmesini sağlayarak yaşlanma ve kırışıklıklara karşı etki gösterirler.
AHA’ler dermatolojide kullanım alanları; melazma, güneş lekeleri, gibi pigment düzensizlikleri, ince ve orta derinlikteki kırışıklıklar, kuru cilt, hiperkeratoz, akne skarlarının azaltılması, akne vulgaris ve rozasea tedavisi, siğil tedavisi, seboreik keratoz ve solar keratoz gibi bazı dermatolojik hastalıklar sayılabilir. Ayrıca AHA’ler son yıllarda kozmetik alanında da oldukça popüler maddelerdir. Nemlendirici, temizleyici ve kırışıklıkların giderilmesi amacıyla solüsyon, krem, jel, losyon formülasyonlarında çeşitli preperatlarda kullanılmaktadırlar.
Alfa Hidroksi Asitleri AHA (meyve asitleri) Meyve asidi içeren anti-aging ürünlerinin de cilde yararları bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. Bu ürünler cildin rengini açar. Meyve asitleri hyarülonik asit salgılanmasını artırır. Su tutucu özelliğe sahip olan hyalüronik asit cilde nem kazandırır. Piyasada da çok fazla meyve asidi içeren krem bulunsa da, bu etkiyi yapacak oranda bulunması önem taşır. Güçlü anti-aging etki elde edebilmek isteniyorsa A vitamini içeren ürünle birlikte meyve asidi içeren ürün beraber kullanılabilir. Alfa Hidroksi Asitler cilt bakımında en yaygın olarak kullanılan asitlerdir. Soyma gücü etkilidir bu sebeple hassas ciltlerde kontrollü kullanılması tavsiye edilir. Genelde bu işlem kış aylarına denk getirilmelidir. Güneşten olumsuz yönde en fazla etkilenmenize sebep olan  asit grubudur. Kış mevsimi dâhil olmak üzere uygulama boyunca cildiniz güneşten koruyucu güvenilir bir bariyer ajan kullanılmalıdır.
BHA grubu Hidroksi Asitler yağda çözülebilen asitler oldukları için, cildin aşırı sebum ürettiği akneli ciltlerde sıkça kullanılır. Akne tedavisi ilaçlarının etken maddesidirler. Küçük moleküler yapılarının da yardımıyla gözeneklerin derinliklerine rahatlıkla nüfus edip, yağ hücrelerini parçalarlar. Akneli bir cildin en belirgin şikâyeti olan enflamatuar yakınmalarını da yok eder. Bakteriyle buluşan akne lezyonları genelde kızarık şişkin ve ağrılı bir hal alır ve ağır enflamasyon etkilere sebep olur. Cilt bakımında kullanılan en etkin BHA, Salisilik Asittir.  Anti-enflamatuar ve anti-bakteriyel özelliğe sahiptir. Hem ölü hücrelerin temizlenmesinde hem de akne tedavisinde iyileştirici etkiye sahiptir. Salisilik Asit ancak düzenli kullanımda etkisini gösterir. Soyma etkisi yavaş olduğunu da göz önüne alırsak, oldukça istikrarlı bir tedavi süreci sonunda istenen sonuçların elde edildiğini görebiliriz.
Glukonolakton PHA’lar arasında en sık duyduğumuz asitlerdendir. Bir AHA olan Glikolik Asit’in klinik çalışmalar sonucu elde edilmiş formudur. Glukonolakton, Glikolik Asit’in açtığı tahribattan arındığı için, soyma etkisi de düşüktür. Güneşe karşı duyarlılık oluşturmaz. Her türlü cilt tipinde rahatlıkla kullanılabilir. Tedaviden ziyade cildin bağ dokusunu güçlendirme, nemlendirme ve bakım amaçlı kullanılır. AHA’lar ve BHA’lar gibi komplikasyona yol açmaması da günlük bakımınıza dâhil etmenize sebeptir.

KOJİK ASİT (KOJIC ACID)
İsmi sizi korkutmasın, bildiğimiz kimyasal ve yakıcı asitlerden değil. Japonya ve Uzakdoğu Asya ülkelerinde uzun süredir kimyasal beyazlatıcı 'hydroquini'ye alternatif olarak kullanılan kojik asit, Asya’da yetişen Reishi mantarından elde ediliyor. Beyaz kristalimsi yapıdaki kojik asit deride kahverengi pigmentlerin (melanin) yapılmasından sorumlu tirozsinaz proteinin fonksiyonunu yavaşlatarak, cildin koyulaşmasının önüne geçiyor. Ek olarak antioksidan özelliği bulunan kojik asit, cilt açıcı ürünlerde doğal türevli içerik olarak tercih ediliyor.

ÇAY AĞACI YAPRAĞI (TEA TREE LEAF)
Avustralya’da, Avrupa’da ve ABD’de de yaygınlıkla kullanılan, mantarları ve virüsleri öldürebilme gücüne sahip bitkisel bir yağ olan çay ağacı yağının adını son günlerde birçok yerde duyuyoruz. Bu mucizevi yağ hakkında olumsuz hemen hiçbir bilgiye rastlanmıyor.
Avustralya’da yetişen çay ağacı iki metreyi bulan, yassı yapraklı bir ağaçtır. Avustralya yerlerinin yüzyıllardır kullandığı bu ağacın yapraklarından elde edilen yağ, birçok hastalığın tedavisinde kullanılmıştır. Çay ağacı denilmesinin nedeni iste Kaptan Cook’a dayanıyor. Yeni İzlanda’nın keşfi sırasında ağacın yapraklarını çay olarak kaynatan tayfa, daha sonra bu çayın temizleyici ve iyileştirici etkisini keşfeder ve Melaleuca Alternifolia isimli ağacın adı Çay Ağacı olur…
Maoriler, denizcilerin yaralarını, kanayan dişlerini, karın ve bağırsak rahatsızlıklarını ve agresifliklerini çay ağacından yapılan bandaj ve çaylarla tedavi ediyorlardı. İkinci dünya savaşında ise; askerlere dezenfektan olarak dağıtılan çay ağacı yağı antiseptik özelliklerinden dolayı hala bilinen en saf temizleyicilerden biri… Günlük hayatınızda kullanabileceğiniz zahmetsiz, doğal iyileşici olan çay ağacı yağının faydaları:
B2C MD markasının sorumluluğu, koruma bilinci ve doğal içeriklerden olağanüstü ürünler yaratma tutkusunun sonucu, Çay ağacı yaprağı ile formüle edilmiş B2C MD Soyulabilen (Peel Off) Yüz Bakım Maskesi akneli, problemli ciltlere çözüm sunmaktadır. Tıkanmış gözeneklerdeki yağı etkili bir şekilde temizleyen çay ağacı yaprağının yağ emici karışımı, serinletici bir his sağlamaya ve cildi temiz, yumuşak ve pürüzsüz hisli bırakmaya yardım eder. Cildi ölü hücrelerden, makyajdan ve aşırı yağdan temizler. Cildi yumuşatır, pürüzsüzleştirir ve aydınlatır. Zamanla cilt dokusunu gözle görülür şekilde arındırmaya ve gözenek görünümünü küçültmeye yardımcı olur. Yağlı görünümü kontrol etmeye yardımcıdır. Cildi kurutmaz. Tüm yaşlarda akneye meyilli ciltlerin kullanımına uygundur.

HAVYAR EKSTRATI (CAVIAR EXTRACT)
Havyar her çeşit balık yumurtasına verilen addır. Bazı balıkların yumurtaları özel bir yiyecek olarak ayrıca değerlidir. Bunlar özellikle Hazar denizinde yaşayan mersin balığından ve bir mersinbalığı türü olan çirozdan elde edilen yumurtalardır. Bunlar içinde siyah havyar en değerlisidir. Mersin ve çiroz balıkları canlı olarak yakalanır, içlerinden yumurtaları çıkarılır ve karınları dikilerek tekrar suya bırakılır. Bu şekilde, bir balıktan 3-4 kez havyar elde edilebilir.
İçerisinde yoğun miktarda fosfolipid ve protein bulunduran havyar, cilt için gerekli olan tüm materyalleri kendi bünyesinde toplamaktadır. Fosfolipid ve proteinin, cilt için bir takım faydaları bulunmaktadır. Bu faydalara örnek vermek gerekirse, fosfolipid cildin nem kazanmasını sağlamaktadır. Protein ise, cildi sıkılaştırarak, elastikiyet kazanmasına yardımcı olmaktadır.
Havyarın faydaları bu denli çok iken, havyar özünden yapılan havyar bakım ürünleri de hücre yapısını güçlendirerek, cilde bakım yapan bir özelliğe sahiptir. Havyar maskesi ve havyar kreminin faydalarına baktığımızda, havyar kremi hücreleri onararak, hücre yenilenmesi için harekete geçmelerini sağlamaktadır. Havyar kremi, sarkmış olan cilt dokusunu gerginleştirmektedir. Havyar kremi, mimikler ile oluşan çizgileri azaltmaktadır. Havyar kreminin faydaları içerisinde, cilde sağlanan maksimum nemden bahsetmek de mümkündür. Havyar kremi, cildin yaşlanma etkilerini, mümkün olduğunca azaltmaktadır.
Besin değeri yüksek olan havyar, içerdiği A, D ve B vitaminleri, protein, omega 3, peptid ve aminoasitlerle hücrenin yeniden yapılanmasını destekler ve cildi güçlendirir. Cildi yenileme özelliği olan havyar, gençlik ifadesini geri kazandırır. Havyar, onu keşfeden kadınlara göre "denizin mücevheri"…  Çünkü içeriğindeki gizli vitamin ve mineraller yüksek etkili… Havyar özleri ile formüle edilen B2C MD Soyulabilen (Peel Off) Yüz Maskesi, kullanıldığında hücreleri onarır, cildi yeniden yapılandırır. Havyar, içinde bir canlıyı oluşturabilme potansiyeli taşır. İçerisinde fosfolipid ve protein oranı yüksektir. Fosfolipid cildin nem almasını, protein ise cildin sıkılaşmasını ve elastikiyet kazanmasını sağlar. Hücre yenilenmesini destekleyerek yüz dokusunun elastikiyetini artırır ve deriye hayat verir. Birçok etkisi vardır: Cilt lekelerinin görünümünü azaltır ve tazelik, güzellik kazandırır. Sarkmış doku gözle görülür biçimde gerginleşir. Kuru bölgeler ipeksi, nemlenmiş ve yenilenmiş yapısına kavuşur.

ARGAN EKSTRATI (ARGAN EXTRACT)
Argan yağı, doğada nadir bulunan emsalsiz zenginliğe sahiptir. Fas'a özgü Argan ağacının meyvesinden elde edilir. Yüksek konsantrasyonlarda E Vitamini ve yağ asitleri içerdiği için yaşlanmaya karşı özelliği ve nemlendirici yönü çok güçlüdür. Kuru ve olgun ciltlere canlılık kazandırmada ve ince çizgilerle savaşmada etkilidir. Cilt parlaklığını artıran ve kırışıklık oluşumunu yavaşlatan argan yağı etkili B2C MD Soyulabilen (Peel Off) Yüz Maskesi yüksek antioksidan içeriği sayesinde cildi yaşlanmanın etkilerine karşı korur. Serbest radikallere karşı savaşarak cilde bir kalkan oluşturur. Aynı zamanda cildin yumuşak, canlı ve parlak görünüm kazanmasını sağlar. Yüzyıllardır değer kaybetmeksizin hayatımızda var olan, doğanın kusursuz elementi altın ise yeniden yapılandırıcı ve hücre yenileyici etkiler sağlamaktadır. Fas Argan yağı yeniden canlandırıcı özelliklere sahiptir.
MatriMar® TEKNOLOJİSİ – İYONİK ENERJİ + MARİN MİNERAL KOMPLEKSİ (MatriMar® TECHNOLOGY / IONIC ENERGY + MARINE MINERAL COMPLEX)
Üstün Alman teknolojisi ile tasarlanmış B2C MD Lifting++ Kompleks Maske yüksek sonuçlu etkisini bilimden alır. B2C MD Lifting++ Kompleks Maske ile ortaya koyduğumuz yeniliklerin odak noktasında patentli MatriMar® teknolojisi bulunmaktadır. Anti-Aging cilt bakımınızı optimum seviyede tutmak üzere zengin içerikli, etkili ve çoklu amaca yönelik B2C MD Lifting++ Kompleks Maske formülasyonu, uzun vadede iyi sonuç vermesi dışında, uygulama sonrasında da etkisini hemen göstermektedir. 
MatriMar® teknolojisi ile üretilmiş olup ciltte sıkılaşma ve elastikiyet kaybı olan bölgelerde yüz hattını düzelten İyonik Enerji veren inanılmaz sonuç odaklı, tek başına bile kullanıldığında muhteşem sonuç veren çok özel bir maskedir.
Günümüzde artık her şey hızlı bir şekilde gerçekleşiyor ve bu hız sayesinde artık kadınlar kullandıkları ürünlerde anında etki görmek istiyor. Mimiklerden dolayı oluşan kırışıklıkların giderilmesinde ve cildin yeniden yapılandırılması konusunda uzman çözümler istiyorlar. B2C MD Lifting++ Kompleks Maske, kısa vadede etkin sonuç göstererek MatriMar® Teknolojisini sunuyor. Bu üstün formül cildin ihtiyacı olan kolajen ve elastin üretimini destekleyerek yüz hatlarında bozulma ve yaşlanma belirtilerine karşı ‘kalıcı ve olağanüstü’ sonuçlar sunar.  Saf Marin & Mineral Kompleksinden elde edilmiştir. Etken ürünün emilimini artırır ve etken madde maskenin içinde mevcuttur. Daha genç bir cilt için aşamalı kalsiyum desteği sağlar; Aquaporin (Akuaporin) üretimini destekler; Kırışıklık derinliğinde azalma ve yüz ovalinde sıkılaşma sağlar ve anında - uzun sürede sıkılaştırıcı etki özelliği ile cilt bakımında devrim yaratır. Saf Marin & Mineral karışımından oluşan İyonik Enerji Maskesi  %95 oranında ciltle bulunan kolajen dokuyla birebir benzerlik taşımaktadır. Bu sayede cilde emilimi ve kabulü en üst seviyededir. Yaş faktörüne bağlı yüz ovalinin değişimine ve ciltteki yaşlanma belirtilerine kalsiyum iyonlar etki eder. Sağlıklı dermal yapıyı güçlendirir.
MatriCol® TEKNOLOJİSİ – 3LÜ AKTİF KOLAJEN (MatriCol® TECHNOLOGY– 3PLE ACTION COLLAGEN)
Cildin kendini onarma ve yenileme yeteneği zamanla yavaşlar. Biyolojik yaşlanmanın yanı sıra çevresel faktörler ve stres cildin görünümü ve elastikiyeti üzerinde olumsuz etkilere sahiptir. Cilt bizim tutkumuzdur ve B2C MD Laboratuvarları bu alanda oldukça donanımlıdır. Patentli MatriCol® teknolojisi sayesinde cildin biyolojik işlevlerini destekleyici, yenileyici ve onarıcı çözümler sunarız. Bu üçlü etki bilimsel tabanlı B2C MD Kolajen maskeleri ile sağlanır.
Patentli MatriCol® teknolojisi cilt yenileme, sıkılaştırma ve nem desteği alanında üçlü etkiye sahip özek bir teknolojidir ve tek başına bile kullanıldığında muhteşem sonuç verir. Profesyonel bakım protokollerinde Patentli MatriCol® teknolojisine sahip Kolajen++ Kompleks Maskeyi farklı ürün ve serumlarla uygulayabilirsiniz, böylece istediğiniz tedavi protokolünü hazırlayıp sonuçları artırabilirsiniz. 
Üçlü Kolajen Etkiye sahip olan bu Kolajen maskemiz %95 oranında ciltle bulunan kolajen dokuyla birebir benzerlik taşımaktadır. Bu sayede cilde emilimi ve kabulü en üst seviyededir.

PEPTİD (PEPTIDE)
Peptidler cildimizde temel eleman olan proteinlerin yapı taşlarını oluşturan, uzun aminoasit zincirleridir. Peptidler doğal veya sentetik olabilir. Kozmetikte kullanılan birçok peptid sentetiktir, çünkü bu içeriklerin laboratuvarda üretilmeleri, ürün içeriği olarak stabilite ve etkinlikleri açısından önemlidir. İçeriğin doğal olması her zaman cilt için en iyi olacağı anlamına gelmez.
Cilt vücuttaki en karmaşık organdır. Tek bir peptid veya peptid karışımı ile tüm cilt sorunları çözülemez. Peptidler mucizevi olmasalar da, cilt bakımı için iyi içeriklerdir. Cildin peptidlerden en iyi şekilde faydalanması için, öğrenmemiz gereken çok şey vardır.
Peptitler (Yunanca πεπτίδια, "küçük sindirilebilirler") tanımlanmış bir düzende, α-amino asitlerin birbirine bağlanmasıyla oluşan kısa polimerdir. Bir aminoasit kalıntısı ile diğeri arasındaki bağ bir "amit bağ" veya peptit bağı olarak bilinir. Proteinler polipeptit molekülleridir (veya çok sayıda polipeptit alt birimi barındırır). Temel fark peptitlerin kısa, polipeptitlerin/proteinlerin ise uzun olmasıdır. Protein sentezi sırasında her aminoasit, diğer amino asite sürekli, kırılmayan bir polimer olan polipeptid zincirleriyle bağlanır. Polipeptid yapısına katılan aminoasitlerin her biri yapıya peptid bağlarıyla bağlanır. Peptid bağının oluşumu sırasında aminoasitlerden birinin amino grubu ile diğerinin karboksil grubu, aradan bir su çıkması sonucu birleşirler.
Ortalama bir polipeptit zinciri 450 aminoasitten oluşur. Bilinen en uzun polipeptit, yaklaşık 27,000 aminoasitten oluşan, kas dokusunda bulunan “titin”dir. Polipeptid zincirine katılan aminoasitlere kalıntı (residue) adı verilir. Zincirin bir ucundaki kalıntı, bağ yapmamış, serbest amino grubu barındırır ve N ucu olarak adlandırılır. Aynı şekilde zincirin diğer ucundaki serbest α-karboksil grubu olan kalıntıya C ucu adı verilir.
Proteinler ve bunların içeriğinde bulunan peptitlerin kozmetik amaçlı kullanımı çok eski çağlara dayanır. Babilliler, Mısırlılar, Romalılar, Çinliler ve Hintlilerin cilt ve saç bakımı için süt, soya unu ve yumurta akı gibi protein içeren maddeleri temizlik veya yüz maskesi hazırlamak için kullandıkları bilinir. 20. yüzyıla gelinceye kadar bu maddeler herhangi biri işlemden geçirilmeden kozmetik madde olarak kullanılmışlar. Kozmetik ürünlerde proteinlerin saf olarak kullanımı 1950’li yıllarda başlamıştır. 1960’lı yılların başında peptit ve protein moleküllerinin deri ve saça bağlanabildiği bulunmuştur. Kozmetik amaçla kullanılan hayvansal ve bitkisel kaynaklı proteinler (kolajen, elastin, fibronektin, globulin, buğday gluteni) çok büyük moleküller oldukları için, deriden geçemedikleri ileri sürülmüştür. Bu nedenle küçük peptitler sentetik olarak üretilmiş. Peptitlerle bakır birleştirilerek elde edilen bakır peptit, ilk defa 1997 yılında tüketicilerin kullanımına sunulmuş.
Bakır peptitler doku koruyucu, onarıcı ve yara iyileştirici etki yapar. Kimyasal peeling, lazer ve dermabrazyon uygulamalarından sonra cildin yenilenmesine katkı sağlarlar. Aynı zamanda foto yaşlanmaya karşı kullanılırlar. Antioksidan olmaları ve serbest radikal, metal iyon tutucu özellikleri nedeniyle kozmetik kullanımları giderek artmaktadır. Bakır peptitli kremler ise derinin elastikiyetini artırır, kırışıklıkları azaltır ve yeni kolajen oluşumunu sağlar. Peptit molekülleri, üçlü (tripeptit), beşli (pentapeptit) veya altılı (heksapep-tit) şekillerde hazırlanabilir. Bu moleküllerin yapısına yağ asidi (palmitoil) eklendiğinde ise deriden geçişleri dahada kolaylaşır. Palmitoil – tripeptit vepalmitoil – penta peptitler, deride kolajen üretimini artırmak ve ince çizgileri, kırışıklıkları azaltmak amacıyla kozmetiklerde başarıyla kullanılmaktadır. Bir heksapeptit olan argirelin ise diğer peptitlerden farklı bir etki ile ciltteki kırışıklıkları giderir. Uygulandığı bölgede Botulinum Toksini’ne benzer şekilde sinir uçlarındaki iletiyi bozarak kasların kasılmasına engel olur ve kırışıklıkları açar. Deride yan etki yapmaz ve güvenle kullanılır. Peptitlerin kozmetik ürünlerde kullanımıyla ciltteki yaşlılık belirtileri daha geç oluşuyor veya var olan belirtiler azaltılabiliyor.  
Cildi sadece nemlendirmek yerine, kaybolmaya başlayan elastikiyetini yeniden kazandıran, ince çizgi ve kırışıklıkları gidermeye yarayan, kolajen üretimini tetikleyen, ton farklılıklarını gideren ve aynı zamanda nemlendirme fonksiyonunu gerçekleştiren peptitli ürünler, kozmetiklerin yerini almaya başlamıştır.
Peptit içeren ürünlerin faydaları arasında, elastikiyeti azalmış ciltlerin daha sıkı hale gelmesi, dudak dolgunlaştırma, sarkık cildin toparlanması, göz çevresindeki şişliklerin azaltılması bulunur.
Peptidler ciltte protein inşa eden maddelerdir. Çalışmalara göre bazı peptidler kolajen yapımını tetiklerken cildin zarar gören yerlerini onarmaya yardımcı olur. Üstelik dışardan deriye uygulandığında botoks etkisi gösterir. Yani 30’lu yaşlarda cildinizin eskisi kadar sıkı olmadığını hissettiğinizde peptid oranını yükseltmek önemlidir. Ancak C vitamini gibi bunların da havayla temas etmemesi ve kapalı ve hava almayan bir kapta saklanması gerekir.
Birçok peptid, nem tutucu olarak işlev görür ve birçoğu cildin kendi kendini tamir edebilmesi için hücreler arası iletişim görevi olduğu iddia edilir. Bu heyecan verici etkilere kapılıp sadece peptid kullanmak hata olur. Cildin düzgün, sıkı ve genç görünmesi için birçok farklı anti-aging içeriği bulunmaktadır.
Peptitler; anti-bakteriyel, antibiyotik ve iltihap önleyici etkiye sahip aminoasitlerdir. Peptidlerden özellikle hegzapeptidler harika cilt bakımı ürünleridir. Peptitler, vücudun tüm hücreleri için son derece önemlidir. Hücreler arasında iletici görevi gören peptitler, hücrelerdeki metabolizmayı düzenler. Peptitler, aminoasit moleküllerinden oluşur. Peptitleri proteinlerden ayıran özellik ise molekülü oluşturan aminoasit miktarıdır. Aminoasit sayısı 50 ile 100 (gerçek sayısı bilinmiyor) arasındaysa, molekül artık protein olarak tanımlanır. Buna göre peptitlerin proteinin bir bölümü olduğunu söyleyebiliriz. Aminoasitler, amid bağlantıları sayesinde bir zincir oluşturur. Farklı fonksiyonları zincir sırasıyla ilgilidir. Peptitler, oligopeptit ve polipeptit olmak üzere ikiye ayrılır. Oligopeptitler düşük miktarda, polypeptitler ise yüksek miktarda aminoasitten oluşur. (molekül belirli bir aminoasit sayısından itibaren protein olarak tanımlanır)
Özellikle anti-aging ürünlerinde, yaşlanma sürecine karşı etkili olduğu söylenen peptitler bulunur. Peptidler kırışıklıkların düzeltilmesi ve iletici olarak kullanılır.
Belirli peptiderin kasları gevşeterek mimik kırışıklıklarını azalttığı söylenir. Ancak ürünlerin kullanımı durdurulduğunda etkileri de kaybolmaya başlar.
Bazı peptitler ise cildi nemli tutar. Ayrıca kolajen üreten hücreleri (fibroblast) uyaran peptitler de bulunuyor.
Dermo-peptitler hücre yapısını iyileştirerek cildi sıkılaştırıyor.Çağdaş teknolojilerin ve aktif peptid kombinasyonlarının kullanıldığı, dikkat çekici ve belirgin uygulama sonuçları elde edilen, “Yaşlanma Etkilerine Karşı” Arı Zehri, Salyangoz, Arbutin ve 24K Altın B2C MD Profesyonel Tedavi & Bakım Setleri ile oluşturduğumuz cilt bakım konseptleri bireysel olarak yaşınıza, cilt tipinize ve cildinizin ihtiyaçlarınıza özel olarak uyarlanabilir.

SOYA PEPTİDİ (SOYBEAN PEPTIDE)
Glycine soja (soya fasulyesi) protein, hidrolize edilmiş soya proteini, hidrolize edilmiş soya proteini özü, glycine soja (soya fasulyesi) peptit ve soya bitkisinden elde edilen aminoasitler ile elde edilen bileşenlerdir. Polipeptidler aminoasit zincirlerinin, proteinlerin yapı taşlarıdır. Hidrolize proteinler, aminoasitlerin küçük zincirleri ayrılmış olan proteinlerdir. Glycine soja (soya fasulyesi) peptid soya proteininin di- ve tripeptid parçası olup, Soya proteini bütünüyle hidrolize olduğunda Soya aminoasitleri oluşur.

PENTA-PEPTİD-3 (PENTA-PEPTID-3)
Palmitoyl pentapeptide-3 ilk defa 2000 yılında Matrixyl olarak Fransız kozmetik etken içerik imalatçısı Sederma SAS şirketi tarafından kişisel bakım endüstrisine sunulmuştur. Palmitoyl pentapeptid-4 (Pal-Lys-Thr-Thr-Lys-Ser = Pal-KTTKS)  cildin lipid yapısındaki molekül dolaşımını artıran 16 karbon alifatik zincire bağlı 5 aminoasit içerir. Bu madde bir matrikinedir.  Matrikineler,  özel reseptörleri ile etkileşerek hücre faaliyetlerini düzenleyebilen taşıyıcı peptidlerdir. Makrikineler hücredışı matriks yenilenmesi ve hücre üretiminde aktif rol oynayan bazı genleri aktif hale getirirler. Hücre dışı matriks makro-moleküllerin neo sentezini aktif hale getirerek yaşlanma karşıtı bir etki sağlar.  Bu peptidin yaşlanma karşıtı etkisini araştıran çalışmalar Sederma ve bağımsız organizasyonlar tarafından yürütülmüştür.
PALMİTOL PENTAPEPTİD-4 (PALMITOYL PENTAPEPTIDE-4)
Palmitoyl pentapeptid-4 (2006 yılından önce palmitoyl pentapeptide-3) kırışıklık tedavisinde kullanılan bir “matrikine”dir. İlk defa 2000 yılında Matrixyl olarak Fransız kozmetik etken içerik imalatçısı Sederma SAS şirketi tarafından kişisel bakım endüstrisine sunulmuştur.
Palmitoyl pentapeptid-4 (Pal-Lys-Thr-Thr-Lys-Ser = Pal-KTTKS)  cildin lipid yapısındaki molekül dolaşımını artıran 16 karbon alifatik zincire bağlı 5 aminoasit içerir. Bu madde bir matrikinedir.  Matrikineler,  özel reseptörleri ile etkileşerek hücre faaliyetlerini düzenleyebilen taşıyıcı peptidlerdir. Makrikineler hücre dışı matriks yenilenmesi ve hücre üretiminde aktif rol oynayan bazı genleri aktif hale getirirler. Hücre dışı matriks makro moleküllerin neo sentezini aktif hale getirerek yaşlanma karşıtı bir etki sağlar.  Bu peptidin yaşlanma karşıtı etkisini araştıran çalışmalar Sederma ve bağımsız organizasyonlar tarafından yürütülmüştür.

HİDROLİZE DNA (HYDROLIZED DNA)
DNA’nın birincil doğrusal yapısının bazların dizilimini dolayısı ile genetik kodu koruyabilmesi için stabil olması çok önemlidir. Bu bazlar fosfodiester bağları ile bağlanmış nükleotid birimler olarak dizilir. Genetik bilgiyi kalıcı olarak depolama ihtiyacı göz önünde bulundurulduğunda fosfodiesterin diğer amit ve ester gibi diğer yaygın biyolojik fonksiyonel gruplardan kinetik olarak daha stabil olması şaşırtıcı değildir. Ancak, bunun temeli DNA sentezi, manipülasyonu ve onarımı olarak bölünmelidir. Bu rol DNA’nın fosfodiester bağının hidrolizi ( dizilim özgünlüğün değişen dereceleri ile) veya fosfatın katalize eliminasyonu yoluyla (nükleotid birimlerden birinin yok edilmesi ile) doğal olarak nükleazlar tarafından yürütülür. Hidroliz, su ile bir kimyasal bağın parçalanmasıdır. Genellikle organik kimyada farklı fonksiyonel gruplara dönüştürme işlemi için kullanılırken, biyokimyada pek çok biyolojik işleyişin bu reaksiyona dayanarak gerçekleştiği gözlenmektedir. Bu parçalanma sırasında parçalanan kısımlardan birine H+ atomu diğerine ise OH- grubu bağlanır. Hidroliz işleminin gerçekleşmesi zorlu bir aşamadır. Hidroliz işleminin olabilmesi için su ile bir etkileşimde bulunan kimyasalın bir şekilde suyun içine geçmesi gerekir. Yoksa elektroliz işlemi gibi bir işlem olmayan hidrolizde, suyun parçalanması gibi bir durum mevcut olmayıp, daha çok sıvı fazda oluşan çoğu zaman da dinamik olan bir denge mevcuttur. DNA’nın hidrolizi sonunda molekülün; Adenin, Timin, Guanin, Sitozin adlı nükleotidlerden oluştuğu ve bunlar arasında değişmez oranların bulunduğunu bilinmektedir.

TREHALOSE
Trehalose, hidrofilik özelliğe sahip bir karbonhidrattır. Değişen çevresel koşullara karşı etkin bir nem sağlayarak ince çizgi ve kırışıklıklarda azalmaya yardımcı olur. B2C MD Arındırıcı Soğutucu Şekillendirici Soyulabilen (Peel Off) Maske içerisinde yer alan bu etken madde, ciltte ideal pürüzsüzlük ve yatıştırıcı etkiyi sağlayan diğer etken içerikler ile birlikte özel olarak formüle edilmiştir.

C VİTAMİNİ (Vit C)
Yapılan araştırmalar gösteriyor ki C vitamini güçlü bir antioksidan ve ciltte kolajen yapımını destekliyor. Yani ciltteki sağlıklı, aydınlık görünümü artırıyor, lekeleri azaltarak cilt tonunu eşitliyor. Etkili bir sonuç vermesi için krem ya da serumunuzda daha konsantre yani %20 oranına kadar bulunmasına dikkat ediniz! Daha da aydınlık bir görünüm için C vitamini yanında E vitamini olan ürünleri tercih ediniz. Ancak C vitaminin olumsuz bir yanı da vardır. Işık ve oksijene maruz kaldığında etkisini yitirir. Bu yüzden gece ürünlerinde olmasına dikkat ediniz. Göz etrafınızda ince çizgiler ve lekeler başladıysa ilk aklınıza gelmesi gereken madde de yine C vitamini olmalıdır. Cildi destekleyen ve sıkılık kazandıran kolajen dokunun üretilmesinde önemli rol oynar. C vitamini içeren krem veya serumlar cilde uygulandığında deriye rengini veren melanosit hücrelerinin aktivitesinin düzenlendiği görülür. C vitamini ürün ambalajlarında ascorbic acid, magnesium ascorbyl phosphate veya ascorbyl palmitate adlarıyla listelenebilir. Limon veya portakal özütü bulunan ekstrelerde cilt açıcı içerik olarak kullanılır.
C vitamini yaşlanma etkilerine ve cilt lekelerine oldukça iyi gelen bir vitamindir, tıpkı E vitamini gibi kolajen ve elastin sentezini artırır. Yıpranmış ciltler ve yaralı ciltlerin onarımında E vitamini ile birlikte iyi uyum gösterir. Ciltteki serbest radikalleri bağlayan bir vitamindir, C vitaminin bu yüzden cilt üzerinde çok olumlu etkileri vardır.

A VİTAMİNİ (Vit A)
Uzun yıllar yapılan bilimsel araştırmalar sonucu A vitaminin yaşlanma belirtilerini azaltmadaki başarı etkisini tıbbi otoritelerce ortaya koyulmuş ve kabul edilmiştir.
A vitamini cilt sağlığı için gereklidir. A vitamini antioksidan fonksiyonuyla hücreleri hastalıklara karşı korur, yaşlanma sürecini yavaşlatır. A vitamini eksikliğinde bağışıklık sistemi zayıflar, vücut direnci azalır, deri pullanması ve akne gibi sorunları görülebilir.
Retinol adı verilen A vitamini bileşenleri cilde doğrudan uygulanarak akne, kırışık veya  güneşe fazla maruz kalmaktan oluşabilen cilt sorunlarına yönelik kullanılır. A vitamini cildin oluşumu ve gelişimi için önemli rol oynar. Cildin pullanma prosedürüne etki yapar.
Vitamin A komedon oluşumuna karşı etki yapar yağ fonksiyonlarını dengeler. Olgun ciltlerde sertleşmiş ve elastikiyetini kaybetmiş cilt dokusunu yumuşatır. Vitamin A cildin doğal kolajen üretimini destekler. Özellikle A vitamini cildin gençleştirici ve cilt kırışıklığı, lekelerini yok edici özelliğe sahiptir. Vitamin A’nın yanı sıra E - F vitaminler doğal cilt yenileme sürecini etkin bir şekilde destekler.
A vitamini, ciltteki kolajen salgısını artırır, derinin gerginliğini sağlar. Soyucu özelliği vardır, bu sayede yıpranmış cildin altından taze bir derinin gelmesini sağlar. Ciltteki düzensiz pigmentasyonu (renk artışı) azaltır. Güneş lekelerinin hafiflemesine yardımcı olur.

E VİTAMİNİ (Vit E)
Vitaminlerin güzelliğin en önemli bileşeni olduğunu biliyor musunuz? Vücudumuzun ihtiyaç duyduğu vitaminlerin gıdalar yardımıyla sindirilmesi son derece önemlidir. Cildimizin ihtiyacı olan vitaminlerin ağızdan alınması yerine, seyreltilip çeşitli karışımlarla cilde verilmesi vitaminlerin etkinliğini ve faydasını artırır.
Saf E vitamininin, yaraların daha çabuk iyileşmesi, yaşlanmanın cilt üzerindeki belirtilerinin ötelenmesi, cildin daha parlak olması ve kırışıklıkların hafiflemesi gibi pek çok faydası bulunmaktadır. E vitamini antioksidan etkisiyle cildi canlandırır ve nemlendirir. E vitamini, C vitamini gibi serbest radikallerin cilt üzerindeki etkilerini azaltır.
Yaşla birlikte, cildin elastikiyeti azalır ve kırışıklıklar oluşmaya başlar. Bu doğal süreç kötü cilt bakımı, yetersiz beslenme, sigara ve alkol nedeniyle hızlanabilir. E vitamini cilde esnekliğini veren kolajen üretimini artırarak yaşlılığın cilt üzerindeki belirtilerini geciktirebilir. Kolajen üretimi arttıkça bağ dokusu güçlenir ve cilt sıkılaşır. E vitamini içerikli ürünler sayesinde güneşin zararlı ışınlarından kendinizi korumuş olursunuz. Özellikle yaşlanma karşıtı olarak kullanılan E vitamini, cildin nem ihtiyacını ayarlayarak cildin canlı görünmesini sağlıyor. Koruyucu özelliği sayesinde dışarıdan gelecek mikrobik etkenlerin de zararını en aza indiriyor. Günlük tükettiğiniz birçok besinin içinde E vitamini yer alır, özellikle balık, yumurta sarısı, ceviz, fındık, tahıllar ve yeşil sebzeleri tüketerek vücudun E vitamini ihtiyacını karşılayabilirsiniz. Gıdalar yoluyla aldığınız E vitaminine ek olarak E vitamini içeren özel bakım kremleriyle cildinizi kırışıklıklara karşı daha uzun süre koruyabilirsiniz.  

B3 VİTAMİNİ (NIACINAMIDE)
Derinin fazla renk pigment üretimini kontrol altında alan etkili bir cilt beyazlatıcıdır. Derideki kolajen üretimini destekleyerek ince çizgi ve kırışıklıkların oluşumunu da engeller. Cildin nem tutmasını da artıran B3 vitamini, derinin yumuşak ve pürüzsüz bir görünüm kazanmasını sağlar. Anti-aging, nemlendirici ve cilt aydınlatıcı özelliğiyle B3 vitamini, cilt beyazlatıcı içeriklerde en çok kullanılan maddelerden.

B5 VİTAMİNİ (Vit B5)
Pantoneik asit veya d-panthenol olarak bilinen bu vitamin cilt bakımında çok sık kullanılır. Özellikle ciltteki yaralarda oldukça etkili bir vitamindir. Peeling, kimyasal peeling, mezoterapi gibi uygulamalar sonrası cildin yapısını düzenlenmesi için tercih edilebilir.
B5 Vitamini cilt bakımında sıkça kullanılmaktadır. Özellikle cildin yorulduğu, yıprandığı kimyasal peeling benzeri uygulamalardan sonra cilde bakım yapmanın ve cildi beslemenin önemi artmaktadır. Bu amaçla kullanılan ürünlerde B5 vitamini bulunmaktadır. B5 vitamini cildin su kaybını önlemektedir.
B5 vitamini suda çözünebilmektedir. Vitamin biyolojik aktivitelerde önemli rol oynar protein ve yağ sentezine katkıda bulunarak enerji üretimine faydada bulunur. B5’in cildin bakımına ve onarımına birçok katkısı vardır. Özellikle ciltte herhangi problem yaşandıktan sonra cildin kendini onarmasına yardım etmek için B5 vitamini yararlıdır. Cildin kendisini ve vücudu çevresel faktörlerden korumada kullandığı bariyer tabakası vardır. B5 bunun güçlenmesine de yardım etmektedir. B5 glutasyon seviyesini arttırmaya teşvik etmektedir. Glutasyonun ciltte güçlü antioksidan etkisi bulunmaktadır. Glutasyon, cildi; güneşin zararlı etkileri, kirlilik ve diğer faktörlerin yaratacağı olumsuzluklara karşı korumaktadır. Madde bakım etkilerinin yanı sıra yaşlanma belirtilerini azaltır, kırışıklıkları önler ve cilt kanserine karşı korur. Bu vitaminin cilde yararlarını şu şekilde özetlemek mümkündür; cildin bariyer özelliğini arttırır, nemlendirir, derinin toparlanma sürecine katkıda bulunur, yaşlanma belirtilerine karşı etkide bulunarak daha iyi görünüm sağlar. Bu vitaminin en önemli özelliklerinden biri de cildi nemlendirmesidir. Vitamin; cildi nemlendirir, nemi korur ve su kaybını önler. Bu da B5’in cildin yumuşaklığını, elastikiyetini sağlamada yardımcı olduğunu göstermektedir. Cilt kuruluğundan şikayetçi bireyler için B5 vitamini yararlı olacaktır. Vitamin, nemlendirici etkisinin yanı sıra cilde bakım yapmakta ve dış faktörlere karşı cildi korumaya yardım etmektedir. B5 sağladığı bu etkilerle kendisine birçok üründe yer bulmuştur. B5 akne gidermede ve saç kaybını önlemede de kullanılmaktadır.

K VİTAMİNİ (Vit K)
Vitaminler, sağlıklı yaşamın vazgeçilmez bir parçası olan organik bileşiklerdir, metabolizma için gerekli olan maddelerdir. Vitaminler; enzimler ve sağlıklı yaşam için gerekli olan minerallerle etkileşim içindedir.
K vitamini, bağırsaklarda bulunan bakteriler tarafından sentezlenen ve kanın pıhtılaşmasında rol oynayan, ayrıca kemik ve kıkırdak gelişiminde etkili olan vitamindir. Diğer bir adı Naftakinon olan K vitamininin en önemli faydası, kanın pıhtılaşmasını sağlamasıdır.
Her gün, gerekli vitaminlerin yeterli miktarda alınması, genel sağlık ve cilt sağlığı açısından çok önemlidir. Her vitaminin cilt üzerinde belirli oranlarda etkisi olmakla birlikte bazı vitaminler daha fazla etkiye sahiptir. Bu vitaminler arasında A, B,C ve K vitaminlerini sayabiliriz.
Yağda çözünen vitaminler arasında yer alan K vitamini vücudumuzda yağ dokusunda ve karaciğerde depolanır. Kanın pıhtılaşmasında oynadığı merkezi rolünden dolayı, adını Almanca pıhtılaşma anlamına gelen 'koagulation' kelimesinden almıştır. K vitamini özellikle rozasea veya kılcal damar görünümlü ciltlerin bakımında bir hayli etkili bir vitamindir. Cilt kızarıklıkları, hassas cilt bakımında oldukça işinize yarayacak bir vitamindir.
Yüzde kılcal damar çatlamaları ve beraberinde yüz kızarıklıkları toplumda sık rastlanan şikâyetlerdendir. Cildinizin yıpranmış ve yaşlanmış görünmesine neden olan kılcal damar çatlamaları mor, mavi ya da kırmızı renkte deri yüzeyinde meydana gelen oluşumlardır. Kılcal damar çatlamaları, ciltte yüzeye yerleşim gösteren 1 mm den daha az çaptaki deriden kabarık olmadıkları için elle hissedilemeyen mavi, yeşil veya kırmızı çizgisel renk değişiklikleri olarak görülebilen ince damarlardır. Bölgesel olarak örümcek ağına benzer yaygın çizgisel oluşumlar şeklindedirler. 
Bunun yanı sıra, ciltte oluşan koyu renk halkaların tedavisi için kullanılan ürünlerde K vitamini içeriği yaygın olarak bulunur. Kanı pıhtılaştıran bu vitamin özellikle varis tedavilerinde de haricen kullanılır. Cildin gözeneklerinden derinin alt katmanlarına doğru iner ve hasar görmüş kan damarlarını onarır, sızıntıların kapanmasını sağlar, dokunun kendi kendini onarmasına yardımcı olur. K vitamininin bilinen en önemli özelliği de, özellikle gözaltı morlukların tedavisinde kullanılıyor olmasıdır.

SALİSİLİK ASİT (SALYCLIC ACID)
Salisilik asit, kimyasal formülü C6H4 (OH9 CO2H olan, bir beta hidroksi asittir. Bu organik asit renksiz, kristal yapıda olan ve çoğunlukla bitkisel hormon şeklinde kullanılır. Aspirinin etken maddesi olarak kullanılan salisilik asit, sağlık üzerinde çok sayıda faydaya sahiptir. Yeşil yapraklı sebzelerde bol miktarda bulunmaktadır. Salisilik asidin cilt sağlığından, akne sorununa, nasırlara, kolon kanserine kadar pek çok rahatsızlıkta önemli faydaları bulunur. Kozmetik alanında nemlendirici, tonik gibi malzemelerin içeriğinde kullanılır. Cildi yenileme özelliği olduğundan, ölü hücrelerin temizlenmesinde etkilidir.
Aspirin yapımında kullanılan salisilik asit, 155 derecede erir, sıcak suyun içinde fazla, soğuk suyu içinde az çözünen özelliğe sahiptir. Salisilik asit, renksiz, kristalize bir asit olup beta asit olarak da bilinmektedir. Özellikle ilaç sanayinde, kozmetik ürünlerde ve parfümeri alanında kullanılan bir maddedir. Bu asidin metalik tuzları salisilat olarak tanımlanır. Bunlar önemli kimyasallardır. Sodyum salisilat tıp alanında, ağrı kesici, romatizma tedavisi, antiseptik olarak kullanılmakta, sanayi sektöründe boya üretimi ve koruyucu olarak kullanılmaktadır. Keklik üzümü içinde fazla miktarda bulunan metil salisilat, ilaç ve tatlandırıcı olarak kullanılmaktadır. Bu asit aspirinin de hammaddelerinden birisi olup genellikle koyu yeşil yaprağa sahip bitkilerde bulunur. Ciltte bulunan ölü deriyi atmanın yanında cilt temizliği, deri soyma işlemleri de yine bu asit sayesinde yapılabilmektedir. Bunun yanında kolon kanserinden akne problemlerine, cilt sağlığından nasıra kadar oldukça geniş bir kullanım alanına sahiptir.
Akne, gözenek içerisinde aşırı derecede ölü hücre birikiminin olması ve ciltteki fazla yağ ile bu gözeneğin tıkanması sonucu oluşur. Bu kapalı, hava olmayan ortamda bakterinin hayatta kalması için uygun ortam sağlanmış olur. Bir tür BHA yani Beta Hidrosiasid olan salisilik asit, gözenek içerisinde oluşmuş akne ile savaşır, tıkalı gözenek ve sivilcelerin oluşumunu sağlayan, normalden fazla olan ölü hücreleri ve fazla yağı ciltten uzaklaştırır. Ciltte gözeneklerin içinde biriken ölü hücrelerle ve yağla tıkanmasıyla oluşan akne sorununda, salisilik asit iyi bir savaşçıdır. Ciltten fazla yağı ve ölü hücreleri kolayca uzaklaştırır. Cildin üst tabakasını soyarak, gözeneklerin temizlenmesini sağlar ve tıkanmaya engel olur. Anti-enflamatuar özelliği olduğu için, kırmızı ve şiş olan sivilcelere karşı iyi gelir. Cildi temiz tutarak, yeniden akne ve sivilce oluşumunu önler. Bu etkilerini cildi kurutmadan, tahriş etmeden gösterir. Ancak düzenli şekilde, içeriğinde salisilik asit olan ürünlerle cilde bakım yapılmalıdır.
Leke tedavisi aslında sabır isteyen uzun bir süreçtir. Lekenin yerleşim alanı ile birlikte boyutu ve koyuluğu tedavinin şeklini de belirler. Eğer lekeleriniz cildin derin katmanlarına yerleşmiş ve koyu renge sahipse bu durumdan ancak soyma işlemi ile kurtulabilirsiniz. Soyma işlemini sağlayan işte bahsini ettiğimiz salisilik asittir.

KARBONDİOKSİT (CO₂ CARBON DIOXIDE)
Oksijenin deri hücreleri açısından önemi çok uzun yıllardır biliniyor;  yoğun oksijen desteği, iyileşmesi güç yaraların kolayca iyileşmesini sağlıyor. Deriye dışarıdan uygulanan yüksek saflıkta oksijenin arındırıcı, yenileyici ve deri hücrelerini tazeleyici özelliği birçok cilt bakım sistemi tarafından kullanılıyor. Ancak şimdi şu ana dek bilinen oksijen desteğini;  deriye dışarıdan değil, kan dolaşımı yardımıyla “içerden” sağlanıyor. Yüz bakımında cildi yeniden canlandırmak ve cilt rengini eşitlemek için vücudun kendi doğal mekanizmalarını kullanan B2C MD, sunduğu yeni nesil CO₂ teknolojisiyle ciltte oluşan lekelenmeleri ve kırışıklıkları en aza indiriyor.
Karbondioksit oksijene göre 20 kat daha hızlı dağılan bir gazdır. Uygulama sonrası bölgeye çevre dokulardan daha fazla oksijen gelir ve dolaşım hızlanır. Karbondioksit hızla uzaklaştırılır. Yağ yakımı artar. Cildin, karbondioksit verilen bölgede bol oksijen pompalayıp yağları parçalaması ve eritmesi esasına dayanan sistem günümüzde sıkça kullanılmaktadır. Deri altına istenilen miktarda ve hızda verilen gaz bu bölgede yağların parçalanmasını sağlar. Öte yandan cilt derhal bu bölgeye oksijen göndermeye başlar. Bu oksijen mevcut kılcal damarlar ile taşındığı gibi, az çalışan ya da çalışmayan kılcal damarlar ile de taşınmaktadır. Böylelikle bu bölgedeki oksijen miktarı artar, artan oksijen yağların daha çabuk erimesini sağlar. Karbondioksit mekanik olarak yağ hücrelerini yok ederken bir yandan da kan dolaşımını canlandırır. Düzelen kan dolaşımı uygulama yapılan bölgeye bol miktarda oksijen ulaşmasını sağlar. Bu reaksiyonlar sonucunda dokular düzene girer, hücrelerde sıkışan sıvı birikimleri dağılır.
Yapılan bilimsel çalışmalara göre karbondioksin transdermal emilimi ile kan damarlarını genişletir,  bölgesel kan akışını hızlanır, oksijen içerikli basınçta bölgesel bir artış sağlanır (Bohr Etkisi olarak bilinen bir olgu) ve bu artış hücrelerin daha aktif hale gelmesini sağlar.  
Karbondioksit yoluyla hemoglobin  üzerinden oksijen salınımı, eritrosile pH değerinin düşürülmesine bağlıdır.  Karbondioksit, suyla girdiği etkileşimle HCO3 üretir. Deri yoluyla emilen karbondioksit konsantresi şekilde görünen aracı kullanan sıvıda pH değişiminin şekilde görüldüğü biçimde gerçekleşmesi beklenir. Şekildeki eritrosit sıvısının pH değeri 7,4 olup, bu durum B2C MD CO₂ Kolajen Terapi Maske + Jel ürününün 15 dakikalık kullanımının hemoglobinden oksijen salınımı sağlanması için yeterli olduğunu gösterir. Deri yoluyla emilen karbondioksit eritrosite ulaşır. H₂O ile girdiği etkileşimde karbonik anhidrazden kaynaklanan hızlanma sonucunda eritrosit içinde pH değerini düşüren HCO3 maddesini oluşturur. Eritrosile pH değeri ne kadar düşük olursa, oksihemoglobinden oksijen salınımı o kadar yüksek olur. Buna Bohr Etkisi denir. Salınan oksijen doku hücreleri tarafından emilir ve bu hücrelerin metabolizmasını harekete geçirir. Daha fazla oksijen üretildiğinde doku yenilenmesi normalde olduğundan çok daha hızlı gerçekleşir. Bu farklılık, kozmetik ve medikal anlamdaki çok sayıda etkinin çok daha hızlı ve kolay elde edilmesini sağlar. 
Kullanılan ilaçlar, sistemik hastalıklar, yanlış kozmetikler, genetik nedenler, yoğun güneşe maruz kalınması gibi farklı nedenlerden ortaya çıkan cilt lekelenmeleri pek çok kişinin kâbusu haline geldi. Ozon tabakasının incelmesiyle güneşin zararlı ışınlarına çok daha yoğun bir şekilde maruz kaldığımız da bir gerçek. Cilt lekelerine çözüm olarak sunulan pek çok tedavi yöntemi de ciltte çok yoğun bir soyulmaya neden olduğundan pek çok kişi bu yöntemleri tercih etmek istemiyor. İşte tam da bu noktada Yeni Nesil Karbondioksit Teknolojisi B2C MD CO₂ Karboksi Terapi Bakımı imdadınıza yetişiyor! B2C MD CO₂ Karboksi Terapi Bakımı, cildin dış tabakasını ölü hücrelerden arındırırken benzersiz yeniden canlandırıcı formülüyle cildi besliyor ve cilde ihtiyacı olan oksijeni içten sağlıyor. Özel CO₂ Kolajen Terapi Jel ve Yaprak Karbon Maske sayesinde zengin içerikli aktif bileşenleri olan jel cildin altına veriliyor. B2C MD CO₂ Karboksi Maskenin oluşturduğu sayısız çok küçük karbondioksit kabarcıkları Ultra Bohr etkisi ile cilt yüzeyinde nazikçe patlıyor. Artan oksijenle birlikte cilt arınıyor, temizleniyor ve kendisine verilecek bütün yararlı “besinleri” almaya hazır hale geliyor (Oksijenasyon). Bu sistem yüz, boyun ve dekolte bölgesinde, hatta istenirse vücutta da uygulanabiliyor. Oksijeni “dışarıdan” uygulamaya çalışmak yerine “içerden” cilde akışını sağlamak ciltte eşine az rastlanır bir ferahlık ve arınmanın yanı sıra birçok ek fayda sunuyor. B2C MD CO₂ Karboksi Maske, jeldeki karbondioksit kabarcıklarını gazdan arındırmak ve bu kabarcıklarla epidermisi beslemek üzere geliştirilmiştir.
B2C MD Ultra Bohr CO₂ Terapi Jel Maskesi özel B2C MD Ultra Bohr CO₂ Terapi Kolajen Sheet Maske ile beraber kullanıldığında cildi sıkılaştırmaya, onarmaya ve yüzü canlandırarak genç görünüm sağlamaya, leke açmaya, yüz kontöründe düzeltmeye yardımcı olma, Anti-Aging yaşlanma karşıtı ve akne, sivilce oluşumun azalmasına yardımcı olmaktadır. Bu özel B2C MD Ultra Bohr CO₂ Terapi Kolajen Sheet Maske, CO2 Terapi Jel Maske ile beraber uygulanır. Tek başına uygulanmaz. B2C MD CO₂ Karboksi Terapi Bakımı tüm cilt tiplerine uygulanabilir olmasıyla da oldukça faydalı bir tedavi yöntemidir. B2C MD CO₂ Karboksi Terapi Bakımı, hastanın kısa sürede yaptırabileceği pratik uygulamalar halinde cilde uygulanır. Her bir seansta, maksimum hijyenin sağlanması adına, tek kullanımlık materyeller kullanılır. B2C MD CO₂ Karboksi Terapi Bakımı, tek başına uygulanabileceği gibi farklı estetik uygulamalarıyla birlikte de uygulanabilir. B2C MD CO₂ Karboksi Terapi Bakımı, optimum cilt gençleştirici ve yaşlanma karşıtı özellikler sağlarken aynı zamanda cilt aydınlatma besleme ve gençleştirme özellikleri sağlar.
Patentli ULTRA BOHR CO₂ yöntemi ile temiz ve berrak ve daha genç görünümlü bir cilde sahip olabilirsiniz. Elastik bakım sağlayarak cilt rengini düzenlemeye ve sıkılaşmaya ihtiyacı olan cildi sıkılaştırmaya yardımcıdır. Bu ileri teknoloji 10-1037595 patent numarasıyla güvence altına alınmıştır.

PLATİN (PLATINUM)
Platin, periyodik cetvelde Pt simgesi ile gösterilen kimyasal bir element olup atom numarası 78'dir. Ağır, dövülebilir, sünek, grimsi beyaz renkli, geçiş metalleri grubunda, kıymetli metallerdendir. Korozyona dayanıklı olup bazı bakır ve nikel cevherlerinde bulunur. Kuyumculukta, laboratuvar cihazlarında, elektrik kontaktlarında, diş hekimliğinde ve otomobil egzoz kontrol cihazlarında kullanılır. Simyacıların platin için kullandıkları simge, altın ve gümüşün simgelerinin bir araya getirilmiş şeklidir.
Platin saf hâldeyken gümüşümsü beyaz renklidir. Korozyona dayanıklıdır. Platin grubu metallerin altı üyesinin de (rutenyum, rodyum, paladyum, osmiyum, iridyum, ve platin) katalitik özellikleri çok üstündür.
Platin altından daha kıymetlidir. Platin fiyatları, piyasadaki arz-talep dengesine göre değişmekle birlikte normalde altının iki mislidir. Dünya'da bilinen en değerli 2. maden olduğu bilinmektedir. 18. yüzyılda platinin nadir bulunur oluşu, Kral XV. Louis'nin onu, "krallara layık tek metal" olarak tanımlamasına neden olmuştur.
Göze çarpan diğer özellikleri arasında; kimyasallara karşı direnç, çok üstün yüksek sıcaklık özellikleri ve kararlı elektriksel özellikler sayılabilir. Platin havada hiçbir sıcaklıkta korozyona uğramaz, ancak siyanür, halojenler, kükürt ve alkaliler tarafından korozyona uğratılır. Hidroklorik asit (HCl) ve nitrik asit (HNO3) içerisinde çözünmez fakat kral suyu (aqua regia) olarak bilinen karışımda kloro-platinik asit oluşturarak çözünür. Bilinen oksidasyon kademeleri +2, +3 ve +4'tür.
Platin reaktif bir metal olmadığından herhangi bir sağlık problemi yaratmaz. Platin bileşiklerinin yaygın kullanım alanları bulunur. Örneğin sisplatin, karboplatin ve okzaliplatinin DNA yapısı arasına girme özelliklerinden dolayı kanser tedavisinde kemoterapi sırasında kullanılabiliyor.
Ciltte Platin (Platinum) Etkinliği
- Anti-Aging etki ve aydınlatma etkisi
- Anti bakteriyel etki
Akne Tedavisi (Akne bakterilerine karşı)
Saç Dökülmesi Tedavisi (Seboreik kafa derisi bakteri sterilizasyonu)
- Nemlendirme etkisi: Atopik tedaviAnti-oksidasyon özelliği ile aktif oksijeni ortadan kaldırır.
Bakteri çoğalmasını önleyerek cildi temiz tutar.
Cildi nemlendirerek potansiyel denge kurulmasını sağlar.
Platine /Platinuma dönüşen atopik cilt bakım ürünleri atopik ciltlere rahatlıkla uygulanabilir.

NANO PLATİN PLAZMA TERAPİ TEKNOLOJİSİ (NANO PLATINUM PLASMA THERAPY TECHNOLOGY)
NANO-Q çok yeni bir kavram olan sıvı plazma teknolojisi konsepti ile nano-kolloid oluşumunu sağlar. NANO-Q kartışunun içerisine yerleştirilmiş olan platin (%99.99) cihazın aktivasyonu sonrası nano boyutlu parçacıklara dönüşür. Mevcut yüksek yoğunluklu metal ile direnç özellikleri bir araya geldiğinde nano-kolloid üretilen nano parçacık sayısının artması ile oluşturulduğunda plazma çok kısa bir an içinde direnç ısısı oluşturur. Nano kolloid sıvı içerisine dağılmış olan nano parçacıklardır. Platin / Altın nano kolloid oluştuğunda ürünün spesifik etkinliğini ve cilt katmanlarındaki bakım performansını artırır. Işık kırılma indeksinden dolayı Platin ürün nanoya dönüşürken kahverengi bir renk alır. Nano boyutlu platine dönüştükten sonra kozmetik – cilt bakım ürünlerine karıştırılarak çeşitli uygulamalarda kullanılabilir.
Platinum yeryüzünde bulunan çok değerli elementlerden biridir ve bu yüzden kozmetik ve güzellik bakım ürünlerinde çeşitli amaçlar için kullanılır.

ELMA KÖK HÜCRESİ (STEM CELL PHYTOCELLTEC MALUS DOMESTICA)
Cilt yaşlanmasına karşı ödüllü molekül “Elma Kök Hücresi”nden biyo-teknolojik bakım protokolüdür. Avrupa’daki bilimsel araştırma kuruluşu tarafından en iyi etken madde ödülüne sahip molekül olan “Elma Kök Hücresi” en yeni cilt bakım teknolojisi olarak görülür. Kök hücreler bütün hücrelerin temelini oluşturur. Henüz farklılaşmamış olan bu hücreler sınırsız bölünebilme ve kendini yenileme, organ ve dokulara dönüşebilme yeteneğine sahiptir. Diğer bir deyişle, kök hücre bölündüğünde, ya kök hücre olarak kalır ya da cilt hücreleri gibi daha çeşitli özelliğe ve işleve sahip hücrelere dönüşürler. Elma kök hücreleri, kronolojik yaşlanma ile savaşarak ve epidermal kök hücrelerin hücre ölümünü geciktirerek kök hücrelerimizin kendi kendilerini yenileme gücünü artırır. Epidermal kök hücreler protein, karbonhidrat yaratma ortamını hazırlayarak ince çizgileri, kırışıklıkları onarır ve cilde hem sıkılık ve esneklik kazandırır hem de bunu muhafaza eder.

ALOE VERA (ALOE VERA)
Bir çöl zambağı olan Aloe Vera, içerdiği maddeler nedeniyle bin yıllardan beri bilinen bir kültür bitkisidir. B2C MD’nin Aloe Vera Jel ürününde, insanlar için değerli olarak kabul edilen Aloe Vera Barbadensis Miller’in yaprağında bulunan saf jel kullanılır. Yüksek oranda Aloe Vera Jel ve değerli katkı maddeleri B2C MD Aloe Vera Jel (%95) cildiniz için çok özel bir deneyim haline getirir.
Aloe Vera o kadar çok faydası olan bir bitkidir ki, sanki özellikle insan vücudunu tedavi etmek üzere evrimleşmiştir. Bu bitki, içinde polisakkaritlerin, vitaminlerin, çeşitli enzimlerin, aminoasitlerin ve minerallerin de yer aldığı 200'ün üzerinde bileşene sahiptir. Sarımsak ve soğan gibi bitkilerin de dahil olduğu zambakgiller familyasında yer alan Aloe Vera, farklı kısımlarının farklı amaçlar için kullanılabildiği, besin değeri oldukça yüksek bir bitkidir. “The Journal of Environmental Science and Health" adlı derginin verdiği bilgiye göre bu bitki aynı zamanda antibakteriyel, antiviral ve antifungal etkilere sahiptir. Ancak bu bitki de, tıbbi amaçlarla kullanılan pek çok diğer bitki gibi uzun süre boyunca her gün tüketilmeye uygun değildir. Yapraklarının içinde bulunan jel benzeri maddenin %99'luk kısmı sudan oluşmaktadır ve bu jel 5000 yıldır insanlar tarafından tıbbi amaçla kullanılmaktadır. Aloe Vera,  sahip olduğu bu madde adeta bir vitamin ve mineral deposudur. İçerisinde A, C, E vitaminleri, folik asit, kolin, B1, B2, B3, B6 ve B12 vitaminleri, ayrıca kalsiyum, magnezyum, çinko, krom, selenyum, sodyum, demir ve potasyum elementlerini barındırmaktadır.
Aloe Vera aynı zamanda aminoasit ve yağ asitleri bakımından da oldukça zengin bir bitkidir. Aminoasitler, proteinlerin yapı taşlarıdır. İnsan vücudu toplamda 22 farklı çeşit aminoaside ihtiyaç duyar ve bunların içinden 8 tanesi hayati öneme sahiptir. Aloe Vera bitkisinde bulunan aminoasit sayısı ise 18-20 civarındadır ve bu sayının içine hayati olan 8 aminoasit de dâhildir. Ayrıca bu bitki, önemli yağ asitleri olan üç farklı bitki sterolü içermektedir ve bunlar kandaki yağ oranının azalmasında, alerjilerin ve mide yanmasının tedavisinde oldukça etkilidir.
Cilt üzerindeki iyileştirici etkisi sebebiyle Aloe Vera, bugün kozmetik endüstrisi tarafından çokça tercih edilen bir bitkidir. Cilt yaralarının, yanıkların ve böcek ısırıklarının iyileşme sürecini hızlandıran bir etkiye sahiptir. Özellikle tıp endüstrisinin henüz gelişmediği dönemlerde, yaralanmalar üzerindeki etkisi sebebiyle hayat kurtarıcı bir bitki olarak görülmüştür.
Aloe Barbadensis yaprağı özü, onarıcı ve serinletici özellikleri ile bilinir. Bu özü içeren B2C MD Aloe Vera Jel cilde masaj yaparak uygulandığında cildi rahatlatır, serinletir ve ferahlatır. Ani mevsim ve hava değişiklikleri, tıraş sonrasında veya uzun bir yolculuktan sonra tahriş oluşumunu önlemek ve ciltte rahatlama sağlamak için kullanılır, tahrişi azaltır, cildi rahatlatır. B2C MD Aloe Vera Jel spor egzersizleri, sauna veya güneşlenme sonrası cildin nem dengesini düzenler, rahatlama ve ferahlama sağlar. B2C MD CO₂ Terapi Bakım uygulaması sonrasında, yüz epilasyon sonrasında ve yüze uygulanan kimyasal işlemler sonrasında cildi nemlendirir ve rahatlatır.

GİNSENG (GINSENG)
Cilt bakımı bilimine, lükse ve mükemmelliğe benzeri olmayan bir şekilde kendini adamış bir güzellik markası B2C MD, Ginseng Soyulabilen (Peel Off) Yüz Maskesi ile özel bakıma ihtiyacı olan yorgun ve solgun ciltlere uygun yapıya sahip maddelerin benzersiz kombinasyonunu sunar.
Ginsengin cilt üzerinde birçok şeye iyileştirici ve gençleştirici özelliği olduğu klinik çalışmalarca kanıtlanmıştır. Ginseng uyarıcı özelliği ile de bilinmektedir. C, E, B Vitaminleri, mineraller ve aminoasitler özellikle arjinin yönünden zengindir. Ginsengin çok güçlü bir antioksidan olduğu bilinmektedir. Antioksidan maddesinin hasar görmüş tüm dokular üzerinde onarıcı etkisi bulunur. Bu anlamda birçok cilt sorununda yapıcı ve tedavi edicidir. Vitamin, mineral ve enzimlerin dengeli birleşimi antioksidan olarak değerlendirilip sağlıklı cilt dokusunda her daim yer alırlar.

ÇİLEK EKSTRATI (STRAWBERRY EXTRACT)
Bol miktarda A, B ve C vitaminleri ile kalsiyum, demir ve fosfor gibi mineral maddeler içeren çilek, bağışıklık sistemini güçlendiren ve besin değeri yüksek olan bir meyvedir. Çilek cilt için zararlı olan ölü hücrelerden arındırmasının yanı sıra ciltteki pigmentasyon oluşum sorununu giderir. Ayrıca cildin esnekliğini artırarak mükemmel bir pürüzsüzlük sağlar. Güçlü antioksidan etkisi ile serbest radikallerden cildi korur. Hassas ciltler için yatıştırıcı bakım sunan Yatıştırıcı Soyulabilen (Peel Off) Yüz Maskesi Bakım Seti içerisindeki Yatıştırıcı Yüz Maskesi, çilek ekstralarından formüle edilmiştir.

OKALİPTÜS (EUCALYPTUS GLOBULUS LEAF)
Okaliptüs bir ağaçtır. Kuru yaprakları ve yağı ilaç yapımında kullanılır. Okaliptüs yaprakları enfeksiyonlar için kullanılır. Okaliptüs ağacı ülkemizin güneyinde de yetişmektedir. Çok fazla çeşidi olan okaliptüsün yapraklarından okaliptüs yağı elde edilmektedir. Okaliptüs yağı saçta oluşan kepek sorununa ve saç dökülmelerine iyi gelir. Okaliptüs yağı antiseptiktir. Okaliptüs yağı doğal bir kas gevşeticidir.  Okaliptüs yağı mikrop öldürücü etkisi ile kullanılır.

NANE EKSTRESİ (PEPPERMINT EXTRACT)
Bahçe nanesi (Mentha × piperita), ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasından tıbbi faydaları en fazla olan bir nane türüdür. Su nanesi (Mentha aquatica) ve kıvırcık nanenin (Mentha spicata) melezi olan bahçe nanesinin Dünya'nın her yerinde tarımı yapılır. Yaprakları ve çiçekli uç kısmı kullanılır. %1-3 oranında mentol, menton, flavonoidler, fenoller, triperten ve tanen içeren uçucu yağ taşır. İçerdiği esansiyel yağlar antiseptik ve mantarları öldürücü özellik taşırlar. Bu özelliği gastroenteritlerde etkili olmasının bir başka sebebidir. Uyarıcı özelliği vardır. Deriye uygulanmasıyla ağrı kesici özelliği vardır. Baş ağrılarında suyla karıştırılmış nane yağının 10 dakikalık uygulaması yeterlidir.
 
GÜVERCİNAĞACI – CADI FINDIĞI EKSTRESİ (WITCH HAZEL EXTRACT)
Latince ismi Hamamelis virginiana olup güvercin ağacıgiller familyasından diğer adları Açıtındık, Çalıfındığı, Çalıfıstığı, Amerika acı fındığı 7 metre boylanabilen, yapraklarını döken çalılar ya da küçük ağaçlardır. Yapraklar almaşık, eliptik ve dişli kenarlı, alt yüzleri tüylüdür. Henüz kar kalkmadan ve yapraklanmadan demetler halinde sarıçiçekler açar. Bileşiminde uçucu yağ ve tannik asit bulunur. Yapraklarıyla kabuklarından, damar hastalıklarında ve kozmetik sanayiinde kullanılan bir madde elde edilir. Cadı Fındığı, İngilizce adıyla Witch Hazel ya da Latince adıyla Hamamelis Virginiana, 16.yüzyılda Amerikan yerlileri tarafından keşfedilen, geleneksel tıpta yer alan ve günümüzde de dermo-kozmetik endüstrisinde yaygın olarak kullanılan bir bitkidir. Bilinen etkilerinden en önemlisi, doğal bir astrenjan yani sıkılaştırıcı olmasıdır. Bu özelliği nedeniyle, kısa sürede dermo-kozmetik üreticilerinin cilt temizliği ve yaşlanma karşıtı ürünlerinde en fazla kullanılan doğal içeriklerden biri olmuştur.

MEYAN KÖKÜ ÖZÜTÜ (GLYCYRRHIZE GLABRA / LIQUORICE EXTRACT)
Her ne kadar antik çağlardan beri meyan kökü sağlık için kullanılsa da 1990 yılların başında Japon bilim adamları meyan kökünün içinde bulunan glabridin adlı maddenin UVA ve UVB güneş ışınlarını emebildiğini ve etkili bir cilt beyazlatıcı içerik olarak kullanılabileceğini kanıtladılar. Cilt bakım ürünlerine eklenen meyan kökünün, derideki koyu lekelere karşı savaştığı, cildi sakinleştirdiği ve kırmızılığı azalttığı görüldü. Ürün ambalajlarındaki içerik listesinde meyan kökü liquorice extract veya glycyrrhiza glabra olarak listeleniyor.

AYI ÜZÜMÜ ÖZÜTÜ (BEARBERRY / UVA URSI)
2 metreye kadar boylanabilen, kırmızı çiçekli, meyveleri siyahımsı renkte bir bitki olan ayı üzümü, her mevsim yapraklıdır. İçerisinde çeşitli organik asitler, tanen ve arbutin bulunur. Ayı üzümü bitkisinin yapraklarından elde edilen özüt içindeki alfa-arbutin maddesi çilleri, koyu lekeleri ve deri renk farklılıklarını giderir. Cilt tonu eşitsizliklerini dengeler. Bir ay boyunca yapılan bir araştırmada, alfa-arbutin içeren cilt beyazlatıcı ürünleri kullanan 80 kadının cilt renginde belirgin şekilde açılma gözlenmiştir. Özellikle cilt rengini açan ürünlerde kullanılan bu özütü, içerik listesinde bearberry (uva ursi) olarak görebilirsiniz.

DULAVRATOTU KÖKÜ EKSTRESİ (BURDOCK ROOT EXTRACT)
Dulavrat otu Avrupa, Kuzey Asya ve Kuzey Amerika’da yetişen, ortalama 1,5 metre boylarında olan, yol kenarlarında, çalılıklarda ve seyrek ormanlarda rastlanabilen bir bitkidir. Bu bitki Türkiye’de de sıklıkla yetişmektedir. Dulavrat otu içeriğinde %69 oranında inulin (fermente edilen bitkisel lif) bulunmaktadır. Dulavrat otunda; inülinin dışında, östrojen hormonu içeren lignanlar, sülfür içeren bileşikler ve polifenoller de bulunmaktadır. Dulavratotu, harici olarak sedef, akne ve diğer cilt hastalıklarında da büyük yarar sağlamaktadır.  Yağlı ve sivilceli ciltlere iyi gelir. Saçlardaki kepeği giderir. Ciltteki yara ve ülserlerin iyileşmesini hızlandırır. Egzama ve sedef hastalıklarına karşı iyileştirici etkiler yapar. Bu tür cilt problemlerine karşı olumlu etkilerini sağlamak için bitkinin yaprakları ile yara lapası hazırlanır. Problemli yerlere lapa dıştan uygulanır. Ancak sedef hastalığı ve egzamada tedaviye iyileşme belirtileri görülene kadar, uzun müddet devam edilmelidir. 
 
DUT EKSTRESİ (MULBERRY EXTRACT)
Dut sağlık açısından birçok faydası bulunan zengin besin maddeleri içerir. Protein, A, E, C ve K vitaminleri açısından oldukça zengin olan dut, kalsiyum, demir, folat, tiamin, nisain kaynağıdır. Duy aynı zamanda antioksidanlar açısından da zengindir, bu özelliği sayesinde birçok hastalığın tedavisinde ve aynı zamanda cilt bakım malzemelerinde kullanılmaktadır. Dut ayrıca antosiyanin, flavonoidler, lutein, zea-ksantin, B karoten ve A karoten  açısından oldukça zengindir. Etkili antioksidanlar içerdiğinden cilt sağlığı açısından önemli bir yer tutmaktadır. Dut cildin gençleşmesini ve nemlenmesini sağlamanın dışında cildin temizlenmesini sağlar. Dut yaprakları cilt hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır, kuru ciltleri iyileştirici etkisi vardır.

BEYAZ DUT ÖZÜ (MULBERRY / MORUS ALBA)
Meyan kökü özütü gibi deride kahverengi pigmentlerin (melanin) üretimini tetikleyen tirosinaz enziminin fonksiyonunu engeller ve koyu lekelerin oluşumunun önüne geçer. Cilt açıcı ürünlerin içeriğinde beyaz dut özütünü mulberry (morus alba) olarak görebilirsiniz.

OMEGA-3 ve OMEGA-6 YAĞ ASİTLERİ
Omega-3 ve Omega-6 asitleri vücutta yapılamayan ve dışarıdan alınması gereken yağ asitleridir. Bunlara bu nedenle tıp dilinde “esanssiyel yağ” asitleri adı verilir. Buradaki 3 ve 6 rakamları kimyasal yapılarındaki ilk çift bağlanmanın olduğu karbon atomunu gösterir. Eicosapentaenoic acid (EPA) ve docosahexaenoic acid (DHA) uzun zincirli omega-3 yağ asitleridir.
Görevleri: Hücre mebranı sabitler: Hücre membranların iyi çalışması omega-3 ve omega-6 ile olur. DHA özellikle retina ve sinir hücre membranlarında bulunur.

Balık Yağının Cilde Faydaları Nelerdir?
Balık yağı, vücut için gerekli tüm asit ve mineral kaynağını içeriğinde barındıran bir besin takviyesidir. Özellikle vücudumuz ve cildimiz için faydalı olan Omega-3 yağ asidi açısından oldukça zengindir. Omega-3 yağ asidi, vücudumuz tarafından üretilmeyen ancak anne karnından başlayarak tüm yaşamımız boyunca vücudumuzun ihtiyaç duyduğu bir yağ asidi türüdür.
Omega-3 yağ asidi, en fazla soğuk su balıklarında bulunur. Balık yağı da, genellikle daha yağlı balık türlerinin yaşadığı soğuk su balıklarından elde edilir. Somon balığı, mersin balığı, kefal, ringa, alabalık, sardalya, ton balığı, tuna balığı, kılıçbalığı uskumru, lüfer ve levrek; balık yağı elde edilen balık türleridir.
Omega-3 yağ asitleri damar ve kalp sağlığını korur,  cildi parlaklaştırır, başta egzama olmak üzere çeşitli cilt hastalıklarına karşı vücudu dirençli kılar ve cildin sürekli nemli kalmasına yardımcı olur. Akneler üzerinde de iyileştirici etkisi bulunan balık yağı, ciltte bulunan çilleri de azaltır. Cilt yaşlanmasına bağlı olarak gelişen cilt kırışıklıkları üzerinde de etkili olan balık yağı, sedef, vitiligo gibi deri hastalıklarının tedavisinde, cilt çatlaklarını iyileştirmede, erkeklerin sakal dibi iltihaplarında, uçuklarda ve çıban oluşumunu önlemede son derece etkilidir. Omega-3 ve Omega-6 yağ asitleri, cildin diş tabakasının sağlıklı olmasını sağlar, kızarıklığı önleyip cilde aydınlık verir. Bu besin maddelerini almanın en basit yolu balık yağı kapsülleridir. Her bir kapsül, 400–600 miligramlık EPA, 300–400 miligramlık DHA sağlar.
Omega-6 yağ asitleri bitkisel yağlarda bulunur. Soya yağı, ay çekirdeği yağı, mısır yağında ve susam yağında omega-6 yağ asiti vardır. Ceviz, badem, fındık gibi kuru yemişlerde vardır.